29 Ekim 2009 Perşembe

Doktor Olmak

Ülkemde ve çocukluğumda, doktor denildiği zaman akla gelen, tıp doktorluğuydu. İnsanları tedavi eden, ülkenin doğu illerine sağlık götüren, dertlere deva olan, veya şehrin "o nezih caddesi"nde kaç hafta öncesinden randevu alınarak girilebilen şık muayenehanelere sahip olan insanlar. Diğer mesleklerin de mensuplarına doktorluk mevkiine erişime imkan sağladığı, 8 yaşındaki bana malum değildi. Şu konuşmaların kimi davetlerde defalarca tekrarlandığından eminim:

-Ne işle iştirak ediyorsunuz?
-Ben, doktorum (gizlenmeye çalışılan hah-fiif gururlu bir eda ile).
-Aa, kuzum sizi Allah göndermiş olucak, kaçç gündür şu ensemin köküne böyyle bir ağrı, sen gir, gir, ahh geceleri uykumdan-
-Y-yanlış anladınız, ben tıp doktoru değilim. (Gözleri yuvarlayarak) Ben sosyoloji doktoramı yeni tamamladım.
-...
-...
-Siz doktor değilsiniz.

Şu anda ben de bir doktor olmak için çalışıyorum. Emek isteyen, zaman alan (son iki ayda buraya ne kadar az yazdım, kıyaslayın bakın) ve sonunda "doktor" olma ümidi olan bir eğitimin ilk senesindeyim. Doktor olmak konusunda hararetle konuşabilirim, bir konuyu en iyi bilen olmanın öneminden bahsedebilir, bu bir-konuda-fazla-yoğunlaşmanın aslında ne kadar yanlış bir şey olduğunu ustalıkla saklayabilir ve konuştuklarımı bunun aksine ikna edebilirim.

Çünkü bir konunun doktoru olmak kafamda tıp doktoru olmakla çok benzer bir yere sahip. Konuyu kesip incelemek; yapılması gerekeni yaptıktan sonra hastanın iyileşip iyileşmeyeceğini, aklında, eğer hasta iyileşmezse kariyerin riske gireceğinin bilinciyle takip etmek; aranan isim olmak, öğrenciler yetiştirmek, ekol yaratmak, tartışma yaratarak bir şeyleri değiştirmek (bir şeyleri değiştirmek için her zaman tartışma yaratmak elzemdir, inanın), toplumdan çok uzakmış gibi görünen akademik köylerde, toplumsal fayda yaratacak çözümler bulmak ve bu çözümlerin topluma ulaşmasını, Sistine Şapeli'nin tavanının tam ortasında durup Adem'e dokunan Tanrı'nın heyecanı ve vakarı ile izlemek benim hayalim. Fakat bunların yanı sıra, çok derinlerde durup da beni doktor olmaya özendirmiş bir şey olduğunu yeni fark ettim.




'90'ların başında ve ortalarında televizyon izlemiş her Türk genci gibi, ben de Yekta Kopan isimli şahane insanın sesini Marty McFly ile özdeşleştirmiştim. Aynı senelerde "Evimiz Holywood'da" dizisinde evin iyi oğlu Brandon'un da sesi olan Yekta Bey, Back to the Future serisinde, Emmett Brown'un dostluğundan memnun genç olarak, bilinçaltımın derin yarıklarına gelecekteki mesleğimle ilgili mesajlar veriyordu. Yekta Bey sayesindedir ki, ben "doktor!" denince kastedilen şeyin insanları kumaş gibi kesen, ya da anneanemi götürdüğümüz sağlık merkezinde tansiyon ilaçlarının dozunu kontrol eden insanlar olmak zorunda olmadıklarını fark ettim.

O ne coşkulu "ama doktor!" deyiştir öyle!



Dün Yekta Kopan'ın kitaplarına bakarken aklıma geldi bu (bu güzel sesli, karizmatik beyefendi Sait Faik Armağanı sahibi bir yazar da aynı zamanda), ve uzun zaman sonra, doktora çalışmalarımdan 10 dakika çalarak bu yazıyı yazmak için zaman ayırmanın gereksiz olmadığını düşündüm.

Doktora derecemi aldıktan sonra Yekta Kopan'la tanışırsak şöyle diyeceğim: "Lütfen, Yekta Bey, bana "doktor" diye hitap ediniz".

24 Ekim 2009 Cumartesi

Lucy Knisley

Harry Potter '80'lerde çekilseydi nasıl olurdu?

Şöyle olurdu.

20 Ekim 2009 Salı

Girişimcilik yazıp google'latınca, tam istediğim cinsten onlarca sıkışan el resmine ilaveten...

(Bu klasiktir..)



(samimi..)

(haha!)

(bu ne be?)
(oha!)
(utangaç gibi..)





... bir de şunu buldum:

Bunu sitesine koyanlar, resme "çalışan gençler" ismini vermeyi uygun bulmuşlar. Bu nasıl bir sahnedir? Aklıma binlerce "konu" sökün etti.

...

"Abdullah Bey, şirketimizdeki performansınızı çok beğeniyorum. Diğer alanlarda da performansınızın yüksek olduğu, insan kaynakları bölümünde dilden dile yayılıyor. Kravat seçimi ve bağlamadaki beceriksizliğinizi bile affettirebilir bu, biliyorsunuz değil mi? Arkamızdaki meymenetsiz uzaklaştığı bir vakit size ahlaksız teklifte bulunacağım. Az bir durun..."

Girişimci Ruh

Girişimcilik sözünün kullanımını sevmiyorum. Köşe dönme diyelim, köşe olma diyelim, malı götürmek diyelim, hatta daha da çirkinleşelim, ama demek istediklerimizi girişimci olmakla anlatmayalım.

Bugünün sentetik kravatlı girişimcilerine yüz yıl önce dolandırıcı derdik.