14 Aralık 2010 Salı

Bu Esnada..

Blog yazmaya ara vermiş olabilirim; ama bu blogları takip etmiyor olduğum anlamına gelmez.

Tavsiye ediyorum: şu bloglar güzeldir:


http://www.dilbert.com/blog/
-Yıllardır devam eden, sade ama zeki karikatür Dilbert'ın zeki yazar-çizerinin blogu.

http://www.garancedore.fr/en
-Peri masalı 2.0. Güney Fransa'lı genç kız çizer olmayı kafasına koyar ve bir blog açar.

http://modeledbehavior.com/
-Ekonomistler de atışır.

http://www.bestweekever.tv/
-Amerikan popüler kültürünün blogunu yaparak geçinenler olduğunu biliyor muyduk?

http://www.theatlantic.com/
-Sullivan, Coates ve Madrigal bir arada. Üçü birleşince doğru dürüst bir blogger ediyor zaten.

Belki devamı gelir.

NB. Peki ya Türk bloglar? Sadece şu "herşeyi çalan (ama nazikçe!)" bloggerın yazılarını beğeniyorum. Ama onun linkini vermeyeceğim, sitesinin çok kişi tarafından ziyaret edilmesini istemediğini düşündüğüm için (çünkü evet, ben yazsam o kadar çok kişi ziyaret edecek!).

This Hybernated Blog of Mine

Önemli olan devamlılık zaten. Hala buradayım!

26 Ağustos 2010 Perşembe

Blogları da Vururlar, Değil mi?

Beş ya da altı sene önce, bir tartışmada, savaş anlarında basın kuruluşlarına ait binaların da, aynı sağlık kurumlarına ait binalar gibi, hedef alınıp vurulması yasak olan noktalar sınıfına alınıp alınmamasını konu edinmiştik. Ben bunun mümkün olmadığını, çünkü basına ait binalar tanımının günümüzde nasıl zor açıklanabilecek bir tanım olduğundan bahsetmiştim. Bunu ifade ederken kullandığım, hatta argümanın tamamını dayandırdığım, bana göre kapı gibi sağlam olan argüman ise şuydu: Bloglar sayesinde her birey gazeteci olmuşken, basına ait binalar diğerlerinden ayrılamazdı. Benim çok önem verdiğim bu kapı gibi argümanın nasıl da beğenilmediği aklımda; bu argüman karşısında yuvarlanan gözleri ise şu an bile görür gibiyim.

Türkiye'de Internetin genel medya tüketicisi tarafından, hakkıyla kullanılması, cızır cızır sesler çıkararak bağlantı kuran (ve bağlantı ücreti el yakan) 54k modemlerden, uygun fiyatlı ADSL modemlere geçmemizle başladı. Acele etmeden Internette gezindikçe, başka memleketlerde insanların bloglar üzerinden neler yaptıklarını gördük. Biz de blog yazmaya heveslendik. Bloglar açtık, sonra devamlılık sağlayamadık, kapattık; veya devamlılık sağladık, ama sıkıldık, kapattık. Önümüzdeki iyi örnekleri tüketmek çok zevkliydi, ama bizim yapmaya imrendiğimiz şeyleri gerçekleştirmenin uzun zaman alacağını hesaba katamadık.

Kötü mü oldu? Gerçekten temiz yazıp, blog ortamından ayrıllmak isteyen birkaç iyi bloggerın dışında, çabuk sıkılan bloggerların elenmesini sağladı bu. Şimdi takip ettiğimiz blog yazarları gerçekten iyiler. Üstelik, bu iyi yazarların yazıdan başka ortamlara da geçiş yapacağını görüyoruz (Sezyum ve Kuzuloğlu'nun TV programı yapacaklarını öğrendiğim zamanki neşemi hala muhafaza ediyorum örneğin). Ama isterdim ki daha çok yazar sabretseydi, daha çok blog-spinoff'u ile karşılaşsaydık.

Ben blog yazmaya geç başladım. Nitekim ben yazmaya başladıktan sonraki sene microbloglar çıktı ve biz dikkat müddeti kısa olan Internet kullanıcıları Twitter'a geçtik. Blogum işlevselliğini yitirdi. Zaten kısıtlı olan arşiviyle, bazen aylarca güncellenmeden kaldı. Bu yazının blogumdaki yeni bir aşamaya geçişini bildiriyorum ben de size: Artık daha da nadiren güncelleşecek! Zira bugüne kadarki formatın besleyemeyeceği bir şeyler var kafamda. Eğer onu gerçekleştirmeye kalkarsam, buraya ayıramadığım kıt vaktimin tamamı o tarafa gidecek. Bunu buraya yazmamın sebebi ise, bir gün o blogdan buraya vereceğim link ile o blogun okurlarının benim hakkında biraz daha fazla şey öğrenmesini sağlamak.

Yani bu yazı, uzun vadeli dönüş sağlayacak bir yazı oldu.

Umarım aklımdakini becerebilirim de, bunu şimdi okuyan sizler, bu blogu yıllaar önce keşfetmiş olmanın haklı ukalalığını yaşarsınız. Çok hoş, değil mi?

24 Temmuz 2010 Cumartesi

At!

Güzel bir at. At denince gözümüzün önüne gelecek cinsten. Hatta sıradan.

Gözünüzü malum kısımdan alabilirseniz, Ugg ile şıklığını tamamlamış bir at göreceksiniz.


Sinsi gibi bir at.


İnsanoğlunun en iyi dostu.


Nalları dikmiş.



Modifiye at.


Dikey at.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

İhtiyaçlar ve Cevaplar

Eski nesillerin istekleri (ve dolayısıyla talepleri) bizimkilerden farklıydı. Onlar kendilerini yetiştiren neslin isteklerini, 2o. yüzyılın ortalarına kadar, sorgulamadan takdir ve kabul ettiler. İkinci Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında dünyaya gelenler içinse dünün isteklerini kabul etmek bir yenilgiydi. Savaş görmeden, ekonomik kalkınmanın hep devam edeceğine inanarak büyümenin, müreffeh zamanlarda yetişmenin etkisi sadece onlar üzerinde kalmadı, onları takip eden neslin üyesi olan bizler de, bizden öncekilerin isteklerine burun kıvırmak istedik, ama bunu niçin yaptığımızı fark edemedik, düşünemedik. Fark edecek zaman, her zaman iştahımızı canlı tutacak önemsiz ihtiyaçlar tarafından işgal edilince, geriye hafif günler, fazla hızlı değişen kişisel gündemler ve fazla hızlı eskiyen arzular kaldı. Bize eski nesillerin güdülerini hakir görmeyi öğreten 20. yy ortası nesli bugün bizim yaşımızda olsa bunu görüp buna karşı çıkardı, ama bunu biz yapamıyoruz. İsteklerimiz, taleplerimiz geçici; ama onlara cevabı, aynı hızda bulabildiğimiz sürece bir sorun yok.

Şimdiye kadar her şey iyi gitti, şimdiye kadar her şey iyi gitti.


6 Şubat 2010 Cumartesi

Güzel Şeyler: FANTASTIC MAN

(Via.)
Pek sevdiğim The Sartorialist'in bugün nerede, kimlerin fotoğraflarını çektiğine bakmak için sayfasına girdiğimde, FANTASTIC MAN dergisine düzdüğü şu methiye ile karşılaştım:

"FANTASTIC MAN has quickly become one of my favorite men's style guides printed today. I hesitate to call it a magazine because it is just so much cooler than most of the men's magazines available right now. It is also one of the few men's magazines that is heavily devoted to fashion, style and the gentlemen that excel in that arena. "

Bu da bende dergiyi inceleme isteği uyandırdı. İnternet üzerinden, elbette.

(Via. Ne görüyoruz? Kapağında az-giyimli kızlar olmayan erkek dergisi de olurmuş.)

Derginin internet sitesinden bir örneğine bakılabilir, derginin ismini google'layınca çıkan resimlerden de biraz fikir sahibi olunabilir, ama bende bıraktığı izlenim, Monocle gibi yoğunlaşmış bir dergiyle karşı karşıya olduğumuz. İkinci Dünya Savaşı yıllarından beri aynı çizgide devam eden ve mevcut erkek dergilerinin ağababası olan Esquire'den ve onun türevlerinden farklı bu dergi.

Bir kere kapağında cıbıl kız yok! İçinde de "ayın güzeli" köşesi olduğunu zannetmiyorum.

(Via.)

Zaten Issız Adam filminin en akılda ve elde kalır sahnesinde de değinildiği gibi, artık porno form değiştirdi, annelerimizden saklayacak "mecmua"mız olmadı bizim hiç. İnternet, Coupling'deki Steve'in deyişiyle, bir kadın poposu veritabanına dönüştü. O zaman niye vasat Rus kızlarının kuşe kağıtlardan Türk erkeğini övmesini, erkek dergiciliğinde bir standard olarak alalım, değil mi Okan Can Yantır? Değil mi, Alper Kotaman?

(Via.)

Bir diğer taraftan da, bu derginin, aynı Monocle ve Intelligent Life gibi, pahalı zevkleri talep edebilecek bir kitle için üretildiği belli oluyor. Türkiye'de bu kitlenin de fazla geniş olmadığını, varolan kitlenin de bu dergi ile ilgilenmeyeceğini düşünebiliriz. Bu yüzden, Türk erkek dergiciliğinin hâla Erkekçe ve Esquire'den gelen geleneği sürdürmelerinin nedenini anlıyorum. Ayrıca, Türkiye'deki erkek dergileri, Esquire gibi, For Him Magazine gibi, yurtdışındaki formatların birebir Türkiye'ye uyarlamaları. Daha cesur olanlar, Türkçe'ye çeviri de diyebilir. Bu elbette kötü yapılmak zorunda değil. Fakat Amerikan Esquire'in kapağını, röportajlarını, "papyon katlama sanatı", "beyzbol sopası seçme rehberi" gibi gerçekten işe yaramayacak dosyalarını Türk Esquire'ine koymanın zamanının artık geçtiğini düşünüyorum. Belki artık çeviriden gayrı, özgün işler üretmenin zamanı gelmiştir. Amerikan versiyonunu merak etseydik internetten de bakabilirdik, değil mi?

Tekrarlayayım, FANTASTIC MAN'i incelemiş sayılmam, şimdiye kadar çıkmış on sayısının Türkiye'ye gelmiş olduğunu dahi zannetmiyorum, ama bu derginin erkek dergiciliğinde yeni bir yöne işaret etmesi hoşuma gitti. Yazıların öz olması, resimlerin sade şıklığı, sayfa tasarımının temizliği bile, dergiyi inceleme isteği uyandırdı. Umarım bu dergi Türkiye'ye de gelir, hatta daha iyisi, Türk erkek dergiciliğine bir yol gösterir.

Bu arada, The Sartorialist Mr. Schuman'ın bu dergiyi övmesinin sebeplerinden birinin, kendisinin dergi için fotoğraflar çekmesi olduğunu zannediyorum.


(Via.)

You'll Declare It's Simply Topping



Günümüz Hollywood yıldızları eskilerinin yanında çok tembel kalıyorlar. Şimdikilerin tek yaptığı rehab'e girmek ve çocuk ithal etmek.

11 Ocak 2010 Pazartesi

EDNAN

İlk motivational poster'ım. Via ben yani bu kez.