26 Ağustos 2010 Perşembe

Blogları da Vururlar, Değil mi?

Beş ya da altı sene önce, bir tartışmada, savaş anlarında basın kuruluşlarına ait binaların da, aynı sağlık kurumlarına ait binalar gibi, hedef alınıp vurulması yasak olan noktalar sınıfına alınıp alınmamasını konu edinmiştik. Ben bunun mümkün olmadığını, çünkü basına ait binalar tanımının günümüzde nasıl zor açıklanabilecek bir tanım olduğundan bahsetmiştim. Bunu ifade ederken kullandığım, hatta argümanın tamamını dayandırdığım, bana göre kapı gibi sağlam olan argüman ise şuydu: Bloglar sayesinde her birey gazeteci olmuşken, basına ait binalar diğerlerinden ayrılamazdı. Benim çok önem verdiğim bu kapı gibi argümanın nasıl da beğenilmediği aklımda; bu argüman karşısında yuvarlanan gözleri ise şu an bile görür gibiyim.

Türkiye'de Internetin genel medya tüketicisi tarafından, hakkıyla kullanılması, cızır cızır sesler çıkararak bağlantı kuran (ve bağlantı ücreti el yakan) 54k modemlerden, uygun fiyatlı ADSL modemlere geçmemizle başladı. Acele etmeden Internette gezindikçe, başka memleketlerde insanların bloglar üzerinden neler yaptıklarını gördük. Biz de blog yazmaya heveslendik. Bloglar açtık, sonra devamlılık sağlayamadık, kapattık; veya devamlılık sağladık, ama sıkıldık, kapattık. Önümüzdeki iyi örnekleri tüketmek çok zevkliydi, ama bizim yapmaya imrendiğimiz şeyleri gerçekleştirmenin uzun zaman alacağını hesaba katamadık.

Kötü mü oldu? Gerçekten temiz yazıp, blog ortamından ayrıllmak isteyen birkaç iyi bloggerın dışında, çabuk sıkılan bloggerların elenmesini sağladı bu. Şimdi takip ettiğimiz blog yazarları gerçekten iyiler. Üstelik, bu iyi yazarların yazıdan başka ortamlara da geçiş yapacağını görüyoruz (Sezyum ve Kuzuloğlu'nun TV programı yapacaklarını öğrendiğim zamanki neşemi hala muhafaza ediyorum örneğin). Ama isterdim ki daha çok yazar sabretseydi, daha çok blog-spinoff'u ile karşılaşsaydık.

Ben blog yazmaya geç başladım. Nitekim ben yazmaya başladıktan sonraki sene microbloglar çıktı ve biz dikkat müddeti kısa olan Internet kullanıcıları Twitter'a geçtik. Blogum işlevselliğini yitirdi. Zaten kısıtlı olan arşiviyle, bazen aylarca güncellenmeden kaldı. Bu yazının blogumdaki yeni bir aşamaya geçişini bildiriyorum ben de size: Artık daha da nadiren güncelleşecek! Zira bugüne kadarki formatın besleyemeyeceği bir şeyler var kafamda. Eğer onu gerçekleştirmeye kalkarsam, buraya ayıramadığım kıt vaktimin tamamı o tarafa gidecek. Bunu buraya yazmamın sebebi ise, bir gün o blogdan buraya vereceğim link ile o blogun okurlarının benim hakkında biraz daha fazla şey öğrenmesini sağlamak.

Yani bu yazı, uzun vadeli dönüş sağlayacak bir yazı oldu.

Umarım aklımdakini becerebilirim de, bunu şimdi okuyan sizler, bu blogu yıllaar önce keşfetmiş olmanın haklı ukalalığını yaşarsınız. Çok hoş, değil mi?