22 Nisan 2009 Çarşamba

Golden Girls, Yataş Reklamındaki Altın Kızlar ve "Yeni Altın Kızlar"

Sit-com diziler, ucuza kotarılabilmeleri sayesinde ülkemizde yapımcılar arasında çok tuttular. Bu tür yapımların arasında, alnının akıyla ülkeye giriş yapabilen birkaç dizinin dışında birçoğu, başarısız çeviriler, tercüme karakterler nedeniyle ülke sınırında kaldı ve tam anlamıyla "bizim" olamadı. Bu neticeden ders çıkaramayan bazı yapımcılar hâla var ki şu haftalarda bir başka bomba ekranlarımızda geri sayıyor: Altın Kızlar.




Eski Altın Kızlar (yani Golden Girls isimli orijinali, AK de diyebiliriz) yayınlandığı zamanlarda ben çok küçüktüm ve bu diziyi -tam anlamasam da- izler, tonton teyzelerin maceralarına gülerdim. Zira YouTube'dan tekrar baktığımda hâla güldüğümü farkettim. Espriler klasikleşmişti. Kahkaha efektleri bile tam da amacına hizmet ediyordu. Evinde yalnız başına TV izleyenler başkalarının kahkahalarını duysunlar da kendi kahkahaları boş ve soğuk evinde tek başına çınlamasın diye konulan bu "konserve kahkahalar" bile diziyi yapaylaştırmamıştı.


Oyuncuların karakterleri gerçekten de çok doğaldı. Evet, abartılı bir oyunculuk, ama doğal ve akıcı, zorlamadan ilerleyen bir temsil çıkarmıştı kızlar. İşte karşımızda yaşlanmış, -yaşlanmayı kabul etmese de- gençliğini yitirmiş "kızlar"ın macerası vardı. Saç stileri, kıyafetleri, tepkileri, hepsi de bu kompozisyona uygundu. Bu kızlar yaşlı kızlardı, ve bizim onlara gülmemizi istiyorlardı.

Sonra "bizim" kızlara döndüm. Her zaman ekranda ve beyaz perdede görmekten memnun olduğumuz dört önemli aktris tarafından ortaya konulan AK'ye. Aradığımı bulamadım. Aslında başıma gelecekleri biliyordum, ama istemiştim ki böyle bir kadro oluşturan yapımcılar, bu başrılarını senaryo ve yönetmen seçiminde de göstersinler. Önce zaten beklediklerimi sıralayayım.

Her uyarlama sit-com'un başına gelen bu AK'nin de başına gelmiş. Senaryo kopuk kopuk ilerliyor, karakterler ilk bölümden tanıtılsın diye zorlama sahneler var. Konserve kahkahalar tuhaf; çoğu esprinin başarısız olmasıyla da birleşince evde tek yankılanan kahkaha bunlar oluyor. Fakat bunlar beklediğim şeylerdi. Doğru çıkmamasını istediğim, ama beklediğim.

Beklemediğim şey ise bir keşifti. Oyuncu seçiminin hem ne kadar doğru, hem de ne kadar yanlış olabileceğini kanıtlayan bir keşif. Bizim AK, gençlik ve güzelliklerini muhafaza etmeleriyle bizi kendilerine tekrar aşık eden sinema aktrislerinin, sadece senaryo ile yaşlandırılmasıyla oluşan bir dizi. Nevra Serezli'yi bu grubun dışında tutmak lazım, Yonca'nın televizyonda bir araya gelen bu üç yaprağı, asla rollerine uygun aktrisler değiller. Sultanımız Tatlı Hayat dizisindeki Sevinç karakterini oynuyor, Koçyiğit sanki her an yumruğunu ısırıp meşhur koşuşuyla sahneyi terkedecek gibi. Fatma Girik ise alışılmadık bir rolde değil: genç bir kızken de saçlarını pudrayla beyazlatıp ve bir örtüyle yarı-yarıya kapatıp "acılı anne" rollerinde oynuyordu, şimdi de. Tek değişen, senaryo.

Elbette bunlar dizinin ilk iki bölümünü izledikten sonra aklıma gelenler. İzleyici bu kadar az veri ile yorum yaparken fazla da haşin davranmamalı. Fakat bazen verinin niteliği, niceliğinden daha baskın olur. Bu dizinin niteliği de izleyiciye yukarıdakileri düşündürüyorsa, kabahat izleyicide değildir.

Yataş'ın eskiden bir reklamı vardı, AK'ye öykünen. Keşke o reklamdaki "yaşlı" kızları kullansalardı dizide.

Hiç yorum yok: