Ekşisözlük'te "otobüslerde sigaranın içilebildiği yıllar" maddesine bakarken aklıma geldi. '90'lı yıllar ne kadar farklıydı. Heryerde sigara içerek, sigara içmeyenlere eziyet edenler/"Olacak O Kadar"'ın alternatifsizliğinden yararlanarak bize her pazar akşamı sarhoş taklidi izletenler/ağaçsız şehirler/kendi memleketlerinde üretilmeyen tekinsiz otomobilleri Türkiye'ye kakalayan Fransız ve İtalyan firmaların piyasa hakimiyeti/çocuk felci aşısı için bile kampanya yapmayı gerektirecek kadar cahil ebeveynler/"su istasyonları" (ki bu sağlıksız istasyonlara bidonlarınızla gider, benzin pompasından bozma bir makineyle temizliği sorgulanabilir bir su deposundan, muhtemelen kirli bir suyu bidonlarınıza doldurtur, bunun için üstüne bir de para verir, bu sayede "girişimci"lere "su istasyonu" açma teşvikinde bulunurdunuz. "Kaygısızlar" dizisinde bu istasyonların nadide bir örneğini görebilirsiniz.)/sinemada buhranlı mı buhranlı bir "80-sonu-90-başı-Türk-sineması"/ve televizyonda cinselliğin para demek olduğunu keşfetmiş yapımcılar/sokaklara tükürmenin bir erkeklik ölçüsü sayılması/EmlakBank imzalı insan silolarında ikamet etmenin bir ayrıcalık sayılmasının sebebi olacak kadar altyapı eksikliği çeken şehirler.
(Bir taşla kaç kuş: C Blok. Bu ilk Demirkubuz filminde film boyunca fosur fosur sigara içen şu hanım, Ataköy'deki meskeninde buhranlar geçirir, buhrandan sıkıldığında da Fransa'da "uçan tabut", bizde "yaşanacak otomobil" olarak anılan Renault 9'una atlar ve '90 kadını olmanın hakkını verir. Resim buradan.)Şimdi de yakındığımız, hayatımızı daha sağlıklı, daha medeni yapabilecekken buna engel olan şeyler var, elbette, ama yukarıdaki listenin günümüzde Muazzez Ersoy'un Nostalji-26 albümünden bir şarkı gibi gelmesi bile yarının daha güzel olacağını hatırlatıyor bana.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder