RTÜK bu ayın başında içki reklamlarının özendiriciliğini azaltmaya yönelik çalışmalar yaptı. Artık rakı reklamında meze görünmeyecek, şarap reklamında kimse gülmeyecek herkes somurtup oturacak, falan falan.
Amerikan halkını içkiye özenmekten koruyup kollayacak bir kurum yok herhalde ki şöyle bir reklam serisi ile karşı karşıyayız son 3 yıldır.
Ben bira tercih etmem, ama deseler ki Dos Equis var içer misin, hayır diyemem herhalde. Bir reklam bu kadar mı içkiye özendirir, arkadaşım?
29 Haziran 2009 Pazartesi
26 Haziran 2009 Cuma
Annie, Are You OK?

Michael Jackson'un ölümü benim için "King of Pop"'un, MTV kültürünün asıl oğlanının (asıl kız Madonna'dır), global pop müziğinin en başarılı söz ve beste yazarlarından birinin ölümünden çok; şarkı sözlerini öğrenmek için "Blue Jeans" dergisinin şarkı sözü sayfalarına bakıldığı, yeni çıkan kasetlerin yerel kasetçiye gelmesi için sabırla beklendiği, bir tek klibi başından sonuna izlemek için TRT2'nin "Müzik Pınarı" programının devamlı izlendiği zamanların en güzel hatırasının sonu anlamına geliyor. Klipleri YouTube'dan izlemezdik, şarkıları internetten indiremez veya MySpace'den tadamazdık ama o zor ulaşılan şarkılar eskimek bilmezdi. Şarkıların olduğu kasetler eskir, aynı kaset yeniden alınırdı ama şarkılar yine aynı zevkle dinlenirdi. Müziğin hızlı tüketim malı olmak için üretilmediği ve hızla tüketilmediği o zamanlardan kalan son adamlardan biriydi Micahel Jackson ve bu sayede müziksel üretim faaliyetlerine ara verdiği yıllarda bile popüler oldu, en güzel şarkılarını koyduğu 1995 yapımı HIStory albümü 20 milyon sattı.
Yerine veliaht bırakmadan ölen kralın tahtına (gerçekten tahtı vardı ama) oturmak için iyi bir öykü ve çekici bir fizikten fazlası gerekli ama bunlara sahip olan kimse yok. Michael Jackson'un ölümü kadar buna da üzülüyorum.
24 Haziran 2009 Çarşamba
Tek Reklam
(Resim buradan.)İnternetten ecnebi ülkelerdeki reklamları takip edebilir hale gelmemizden beri daha iyi farkettim ki, Türkiye'de reklamcılık, en kolay yapılan mesleklerden biri.
Televizyon reklamları, gazete reklamları, dergi reklamları, yol kenarlarındaki ilanlar, son on yılda doğuşunu takip ettiğimiz internet reklamları, bana hep reklam ajanslarındaki ortamları merak ettirmiştir. Epey "tatlı" olduğunu düşündüğüm bu ajanslar benim aklımda şu şekilde çalışır: İşveren gelir, sebeb-i ziyaretini anlatır ("daha çok satayım", gibi) ve gider. İşverenin gitmesinin ardından usta bir iç mimarın elinde şekil aldığı belli olan, adeta buram buram yaratıcılık kokan, özellikle salaşlaştırılmış bu ofisin her masasının altından Absolut şişeleri çıkıverir ve "beyin furtunası" faslı başlar. Bilinçaltındakiler tek tek canlanır.
(Resim buradan.)İskandinav tasarım ilkelerince pek sade tasarlanmış şişenin içindeki sıvı miktarı azalır, azalır, bu arada da fikirler daha bir yaratıcı, ama eşit derecede uygulanamaz oluverir. Furtuna gittikçe yavaşlar, bitse de gitsek ruh hali toplantı odasının çimento duvarlarına sertçe çarpar ve iştahla not alan stajerlerin kafasına iner. Pek verimli geçmediğini Türk reklamlarına göz atan herkesin anlayabileceği bu süreç, herkesin bireysel çalışma yapmak üzere söz vermesi ile nihayete erer.
Bireysel çalışma, yani İngilizcedeki fiil haliyle "Googling", gördüğümüz reklamların ilk ve son halini veren süreçtir. Önce Cannes-Lions, sonra Dubai Lynx Ödülleri olmak üzere reklam veritabanlarına girilir. Mezuniyet balosu öncesinde ayakkabı alışverişine çıkan genç kız hevesi ile bu yaratıcılık membaaları güzelce incelenir. Aman dikkat, aynı kaynaklardan istifade edenlerin baloda pişti olmaları da ihtimaller içindedir, hanımlar! Bu ihtimalden korkmayanlar ise, ajanslarının bütçesine en az zeval verecek bir prodüksiyon gideri ile kotarılabilen bir model seçebilirler kendilerine. Canım, şu vitrindeki Jimmy Choo'nun tıpkısının aynısını mahalledeki ayakkabıcıya yaptırıveririz, rengini de kırmızı değil mavi yaparız, kim anlayacak?
Googling faaliyeti ile meşgul olmayanlara da sanırım Derya Baykal diyebiliriz. Eski kocasının ceketlerinden büyük bir yetenek ve başarı ile, herkesin beğendiği çantalar, banyo için tüpgaz örtüleri filan yapan Derya Baykal hani. Elde kalmış, eski müşterinin kabul etmediği, rafta durduğu yerde duran şu çalışma, acaba yeni bir işverene kakalanabilir mi? Kakalamak ne kötü kelime, aa. Onu hazırlarken de el emeği göz nuru akıtmıştı çocuklar! Değerlendirmek, diyelim biz buna. Evdeki malzemeleri değerlendirmek. Derya'nın dediği gibi. Her ajansta kolaylıkla bulunan malzemelerle.
En son aşamada da ajans sahibinin devreye girdiğini düşünüyorum. Onay vermek, imza atmak açısından. Ofisteki çocukların internet üzerinden çalışmalarını patrona gönderdikleri, gönderilen çalışmanın Fransız Rivierasında demirli halde bulunan 54 metrelik bir yatın bir kamarasındaki büyük ekranda göründüğü ve patronun, gözlerini güvertede güneşlenen yirmi iki fıstıktan ekrana çevirmeden "Tamam, OK!" dediği bir aşamadan bahsediyorum.
Bazen aksilikler de oluyordur. Mesela "Kuşbaşımı Kendim Aldım" şarkısıyla Kuşbaşı Et Üreticileri Birliği'nin reklamında yer alan ve ülke çapında kuşbaşı et satışlarının yüzde kırk-iki-nokta-seksen-altı artamasını sağlayan şarkı sözü yazarı ile ücrette anlaşılamayınca, şarkı sözü yazarı bunun intikamını işverenin satışlarını azaltabilecek derecede itici reklamlar hazırlayarak almaya kalkışabilir.
(Lütfen yukarıdaki reklam sonsuza kadar burada dursun.. Milyonlarca yıl sonra diğer gezegenlerden gelen dostlarımız da bu reklamı izlesin ve insan neslinin tükenmesinin pek yerinde bir karar olduğuna kanaat getirsinler..)
Ben sadece reklam ajanslarını değil, ajansta çalışan çocukları da çok merak ederim. Herhangi bir pazarlama dersinde yüzlerce defa tekrarlanan kaideleri bilmeyen bu metin yazarları ne kadar cesurdurlar ki, herhangi bir pazarlama dersinde dönem projesi olarak sunulsa geçer not alamayacak bu çalışmaların ulusal kanallarda yayınlanması için mesai harcarlar? Hedef kitlesi yanlış, positioning'i doğru hedef kitleyi üründen soğutacak kadar yanlış bu çalışmalar nasıl ajansın kapısından dışarı çıkabiliyor?
(Resim buradan. Bebek bezini alacak olanlar bebeklermiş gibi hazırlanan bir reklam.)Peki, özel şirketler istedikleri reklamla çıkabilir, kendi kararlarıdır. Ama vergi verenlerin bir bakıma işveren olduğu projelerde biraz daha yaratıcılık ve belki biraz daha yaratıcılık iyi olabilirdi.

(İki resim de bigumigu'dan.)90'ların başında kocasının önünde soyunup "Macit, beni otomobillendir" diyen kadının reklamı bile daha yaratıcıydı.
21 Haziran 2009 Pazar
14 Haziran 2009 Pazar
U and Non-U
(Resim buradan.)U, yani "Upper-Class English" ve non-U, "Non-Upper Class English" arasındaki farkı açıklayan şu Wikipedia sayfasındaki tabloya bir bakalım. Bir tuhaflık yok mu, sanki U'lar Non-U'ların altına yazılmış gibi??? Hani zengin demek için "rich" demek, "wealthy" demekten daha non-U bence? Hatta "Ice Cream" "Ice"dan, "serviette" "napkin"den, hele "pleased to meet you" "how d'you do?"dan hayli hayli U. Değil mi?
| U | Non-U |
|---|---|
| Bike or Bicycle | Cycle |
| Dinner Jacket | Dress Suit |
| Knave | Jack (cards) |
| Vegetables | Greens |
| Ice | Ice Cream |
| Scent | Perfume |
| They've a very nice house. | They have a lovely home. |
| Ill (in bed) | Sick (in bed) |
| I was sick on the boat. | I was ill on the boat. |
| Looking-glass | Mirror |
| Chimneypiece | Fireplace |
| Graveyard | Cemetery |
| Spectacles | Glasses |
| False Teeth | Dentures |
| Die | Pass on |
| Mad | Mental |
| Jam | Preserve |
| Napkin | Serviette |
| Sofa | Settee or Couch |
| Lavatory or Loo | Toilet |
| Rich | Wealthy |
| What? | Pardon? |
| Good health | Cheers |
| Lunch | Dinner (for midday meal) |
| Pudding | Sweet |
| Drawing-room | Lounge |
| Writing-paper | Note-paper |
| How d'you do? | Pleased to meet you |
| (School)master, mistress | Teacher |
(tablo şuradan)
Değilmiş.
"The upper classes don't have to be "sophisticated". There's no mistaking who they are, and it doesn't particularly matter what anyone else thinks. In this way they're much like the lower classes. The middle classes, however, are subject to all these peculiar affectations. Non-U terminology is one manifestation of their insecurity; another is their attitude to swearing. Upper and lower swear with abundance; the middle regard it as shocking and unacceptable. --DrPizza 13:05, 9 August 2006 (UTC)"
...hatta ve hatta:
"The non-U words such as serviette, pardon and toilet derive from the French, and the upper classes associate them historically with the Napoleonic War when anything French was considered very tacky indeed" demişler Wiki yorumlarında.
Şimdii gözlerimi kapatıyor ve son 198 yıldır genç kızların ve "yaşlı kızlar"ın en sevdiği kitapları yazarken bir taraftan da dönemin Britanyasının sosyal durumunu bildiren Jane Austen'in kitabından uyarlanmış 2005 yapımı "Pride and Prejudice"'deki "non-U" kız tarafı ile pek bir "U" olan teyze Lady Catherine de Bourg'un nasıl konuştuklarını düşünüyorum..
(Resim buradan.)..doğru yahu.
11 Haziran 2009 Perşembe
Mujeres: Merve İldeniz
'90'lı yıllarda çocuk olan genç hanımlar! Eğer akranınız erkeklerin aklını başından almak isterseniz, beyinlerinin kıvrımları arasında gizli kalan hatıralara hitap ediniz!
Gerekenler:
1. Siyah bir bikini ile siyah bir mayo(kini?),
2. Sabah yatağa kahvaltı servis etmek için bir tepsi,
3. Bir adet klarnet,
4. O sizin fotoğraflarınızı çekerken giymeniz için, Orkid reklamından fırlamışsınız gibi görünmenizi sağlayacak beyaz, bol, dökümlü bir elbise, ve
5. Bolca yoğurt.
Gerekenler:
1. Siyah bir bikini ile siyah bir mayo(kini?),
2. Sabah yatağa kahvaltı servis etmek için bir tepsi,
3. Bir adet klarnet,
4. O sizin fotoğraflarınızı çekerken giymeniz için, Orkid reklamından fırlamışsınız gibi görünmenizi sağlayacak beyaz, bol, dökümlü bir elbise, ve
5. Bolca yoğurt.
7 Haziran 2009 Pazar
Güzel Şeyler: Lui Ferreyra
İyi resimle kötü resmi ayırdedecek kadar teknik bilgim yok, ama farklı resim gayet de kendini belli ediyor.
Jeeves'e emir verdim, bizim ailenin modern sanat müzesine de aldık birkaç tane resmini Lui'nin. Genç ressamlara katkıda bulunuruz, evet.
5 Haziran 2009 Cuma
Mujeres: Meryl Streep
(Via.)Bu kadının oynadığı herhangi bir filmi izleyebilirim. Filmin nasıl olduğu hiç mühim değil. Meril'in hangi rolde olduğu ya da ne kadar göründüğü de mühim değil.
Bazı Hollywood oyuncularının ne kadar iyi oldukları artık sorgulanmaz. Bu da onların gitgide daha kötü demeyim de, ödevlerini daha az yaparak rol yapmalarına sebep olur gibime geliyor. Tabii, iyi oyuncuların ismini kullanan başarısız film yapımcılarının elinden çıkma kötü filmlerle de birleşince bu eski çamlar, filmleri büyük hayal kırıklıklarına yol açıyor. Misal, The Bucket List (Elimizde öyyle iki oyuncu var ki! Stock image resimler bulalım, mesela Taj Mahal'in arşivden bir göründüsü, koyalım adamları da bluebox'a, bu adamlar sanki oraya gitmiş gibi olsun, sonra bunlara çekim günü birer replik de buluruz, mis. Replik bulmasak da olur hacı, TavukSuyunaÇorba kitabı okuturuz).
Ama bu kadının oynadığı filmler (ve dizi, Angels in America) beni hiç şaşırtmadı. Hiç beklediğimden daha kötüsü ile idare ettirmedi beni Meril. Sağolsun, sayesinde chicklit kitabından kotarma film bile izledim, o bile güzeldi yahu!

(Siz de Devil Wears Prada'daki en güzel kadının - ya da tek "kadın"ın- Meril olduğunu düşünenlerden misiniz? Hım? HIM?? Via.)
Angels in America'yı Al Pacino için izlemezdim, Meril izletti. Manchurian Candidate'ı niye izleyeyim, eski filmin tekrar yapımı, dedirtmedi, izletti. Marvin's Room, Out of Africa, sağolsun, Türk Televizyasının döne döne yayınlamayı pek bir sevdiği filmler; ama ben onun asıl Music of the Heart'ını ciddi ciddi beklerim hep yayınlansa da izlesem diye.
(Via. Bulursan izle, ey okur!)Bir de şu vardı, kapanışı da onunla yapalım:


(Via therumour1988. Ölüm Kadına Yakışır'dan. Bir ara Beter Böcek, ve Tanrılar Çıldırmış Olmalı'yla beraber hep gösterilirdi. Artık yok pek?)
2 Haziran 2009 Salı
Şarkılarda Söz-Solist Uyuşmazlığı
Ajda Pekkan'ı bir gece vakti, soğuk bir kahvede, artık elini o kadar da yakmayan kaynar sularla bulaşık yıkarken gözünün önüne getirebiliyorsanız, "Uykusuz Her Gece"nin Ajda yorumunu sevebilirsiniz. Peki buna ne demeli? (Devamı, videodan sonra. Sonrayı sev.)
Ama ben bu çocuğun mahalle delikanlısı gibi "iyi mi?" deyişine dayanamıyorum. Yahu bu adam canı sıkıldığında Londra'ya giden, böyle Avrupai, böyle Fransız kolejlerinde okumuş, böyle aile dostlarımızın "Boston'a işletme eğitimi almaya gitmiş küçük oğlu" havasında filan bir çocuk. Ne demek "dükkanı kapatıp gitmek"? Şu çocuğu ...
(Resim buradan)
Şarkının sözlerinin geri kalanının ne kadar tuhaf olduğundan bahsetmedim bu konuyu uzatmakta bir fayda görmüyorum.
Ama ben bu çocuğun mahalle delikanlısı gibi "iyi mi?" deyişine dayanamıyorum. Yahu bu adam canı sıkıldığında Londra'ya giden, böyle Avrupai, böyle Fransız kolejlerinde okumuş, böyle aile dostlarımızın "Boston'a işletme eğitimi almaya gitmiş küçük oğlu" havasında filan bir çocuk. Ne demek "dükkanı kapatıp gitmek"? Şu çocuğu ...
...çerezcinin önünde, komşu esnafla tavla oynarken kim düşünebilir? "Ah be kardeşim"! İnandırıcılıktan ne kadar uzak bir şarkı bu!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





