Giriş:Bu sabah kahvaltılık alışverişimi yapmak için Migros'a gittim. Ekmek, gazete ve sütü aldıktan sonra kasanın yakınında duran bir sepet dolusu kitabı farkettim. Genelde içinde "Fırsat!!!" ibareli DVD'lerin olduğu sepetleri düşünün, ama içi kitap dolu olanından. Ama bu kitapların da üzerinde "Fırsat!!!" demeye de gerek kalmadan direkt fiyatları yazıyordu ki bu fiyatlar elimdeki ekmek (kepekli+dilimlenmiş), gazete (Cumhuriyet-hayır, düzeyli bir Cumhuriyet okuru değilim, bir değişiklik olsun diye aldım bugün) ve süt (beyaz+besleyici)'ün toplam fiyatından da ucuzdu.
Gelişme:Bu karman-çorman ucuz kitap yığını beni kendine çekti. Belki içinde, böyle en altlarda bir yerlerde, kimsenin farketmediği, çok çok güzel bir kitabı bulabilme ihtimaliyle gözlerim parladı. Belki bulduğum çok çok güzel kitabın yazarı sonradan meşhur olurdu da bana "Ya evet, ben onun kitaplarını o daha meşhur olmazdan beri takip ederim.." deme imkânı yaratırdı. Veya ben kitabı çok beğenirdim de, yazar o kitabı bana özel yazmış gibi hissederdim.
Fanteziye gel. Güzel olmaz mıydı ama, hah?
Kitap yığınını karıştırdıkça umudum azaldı, zira bu kitaplar ya "Siyon Komplosu", "Çelik Harekâtı" gibi beni açmayan kitaplardı ya da yeni bir Maeve Binchy olmaya çalışan yazarların beyaz roman serilerini canlı tutan kalın kitaplarıydı. Bu ikinci gruba ait kitapların kapaklarındaki sıcak renkler, estetik yazılar ve eğlenceli saatler vaadeden başlıklar (Aşkı Yeniden Bulma Dersleri, gibi) içimdeki beyaz seri kitabı merakına hitap etse de, kendimi tuttum. Bu kitapların sonunu tahmin edecek kadar Marimar, Rosalinda izlemişliğim var çok şükür.
Fantezimin gerçekleşemeyeceğini anlamış, sepetin yanından uzaklaşmışken, canım macera çekti ve tekrar sepete yanaştım. Kapaklara bakarak bir kitap seçmeye karar verdim. Kitaplardan birinin kapağında Fahrelnisa Zeid'in pek ilginç bulduğum çalışmalarına benzeyen bir resim vardı, aldım.

(Fahrelnisa Zeid, Beş Balıkçı Kardeşin Ölümü. Resim,
ntvmsnbc'den. Yukarıdaki kitap kapağıyla resmin benzerliğine dikkat.)
Kasada işimi hallettim ve eve geldim.Kitabın jelatinini açtım ve içine şöyle bir baktım.
Devrik cümleler, kısalı uzunlu devrik cümleler, bunalımlı insanların diyaloglarını anlatan devrik cümleler, her sayfada en az bir satır oluşturacak kadar bereketlice kullanılmış
italik yazılar (karakterlerin iç sesleri galiba?)... Hemen kapatıverdim kitabı. Sonra bu yazıyı yazmadan bir kez daha baktım kitaba, haksızlık mı ediyorum acaba, diye, hayır. Sanırım bugün aldığım kitabın yazarı aynı zamanda "Bunalımlı-'80-Sonu-'90-Başı" filmlerinin de senaryousunu yazan kişi. Vaov moruk.N'apalım? "Özal Genci"yiz biz Maykıl. Yüksek edebiyat bizi aşar.
Sonuç:1. O sepet içinde karmakarışık duran ucuz kitaplar var ya. Rafta değil, sepette duruyorlar ve ucuzlar, çünkü onlar düpedüz kötü kitaplar. Heyecan aramaya gerek yok.
2. Kitapları kapaklarına göre yargılamak gerçekten de yanlış.
...ama Fahrelnisa Zeid'in geometrik tablolarına benzemiyor mu şu yukarıdaki kapak?