31 Temmuz 2009 Cuma

Rekabet



Haniden beri rakibiniz olan aile, kurduğu üniversite için rüyalar kadar güzel bir kampüs kurarsa...


..vereceğiniz tepki kendi üniversiteniz için gerçekten çirkin binalarla dolu bir kampüs inşa etmek olmalıdır.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Televizyon İçin Umudum Var.

(Via.)

Televidyon. Geçen yaz tanıdığım, halen de Türkiye'nin eli yüzü düzgün tek Video-On-Demand sitesidir ve Türk televizyonları için umudumdur.

Televizyon derken, bugünün televizyon sistemleri ile kısıtlı, tek yönlü bir iletişim aracından bahsetmiyorum. IPTV deniyor, biraz önce kullandığım VOD deniyor ya, işte bunların, internete bağlı şekilde çalışan televizyon cihazlarımızda vücut bulacak ama adına yine de televizyon denecek şey anlatmak istediğim. Neyi ne zaman izleyeceğimizi kendimizin seçeceği, böylece televizyonumuzda sadece istediğimiz şeyler olacağı için çok daha eğlenceli zaman geçireceğimiz zamanlar çok yakın. Belki şimdi sadece internete hakim, internet üzerinden video izlemekle dolduracağı TTNET kotasından gocunmayan bir kitleye hitap eden VOD, bu bahsettiğim televizyon cihazı ve internet ortaklığından sonra, televizyonculuğun kaderini reklamcıların, başarısız rating ölçüm şirketlerinin ellerinden ve halkın nabzını tutmaya çalışan program yapımcılarının yarı başarılı tahminlerinden kurtaracak, böylece izleyenlerin gerçekten ne istediği gerçekten ortaya çıkacaktır.

O zaman gerçekten, veli toplantılarında söylenen "bizim evde sadece haberler ve belgeseller izlenir" sözünün gerçek olup olmadığının yanısıra, talep edilen programlar belli olacak, şu anda talep göreceğini düşünmediğimiz, mevcut TV kanallarının deneme yayınına bile asla şans vermeyeceğini düşündüğümüz programlar beklenmedik şekilde parlayabilecek. Bu ise televizyonda benzerlerini tekrarlayan formatlardan çok, daha yaratıcı seçenekler arasından seçim yapma imkanı demektir; seçenek çokluğu ise ekonomi derslerinde zenginlik olarak tanıtılır. Televizyon, daha bireysel olacak, hatta biz de buna katılacağız: Yorumlar yapacak, yorumlarımızla programların içeriğinde etkili olacağız. Mesela yorumlarımızda Banu Güven'e renkli giyinmenin ne kadar yakıştığını hatırlatıp, onu devamlı grayscale giyinmekten caydırabileceğiz. Düşüncesi bile güzel.

Kaçırdığımız programları izleme, programın ortasındayken durdurup sonra devam ettirme gibi zaten YouTube'dan aşina olduğumuz özelliklere zaten değinmeyeceğim.

İşte bunları şimdiden, televizyon cihazımızdan olmasa bile bilgisayarımızdan yapabileceğimiz ortamdır Televidyon. Ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Siteye girince siz de göreceksiniz, sitede kategoriler altında değişik programlar var. Teknoloji kategorisinde, damak tadınıza ve ilgi düzeyinize göre tutacağınız muhtelif teknoloji programı mevcut-ben hepsini çok beğeniyorum. Haberci ve Pusula programları da arşivlerinin kullanımına müsade etmiş olacaklar ki bu güzelim programların eski bölümlerine buradan ulaşılabiliyor. Sinema programı var, futbol programı var, hatta ve hatta iki eski münazaracının her programda farklı bir konuda hükumet-muhalefetleştikleri bir program bile var!

En güzeli, sitedeki "Ben De Yapsam" butonu. Program hazırlayıp bu siteyi kullanarak yayınlama imkanı demek oluyor bu. Aydın Doğan "gel yeğenim, güzel bir fikrin varsa Kanal D'de sana program yapalım" diyor mu?


(Resmi Televidyon'un kameramanı Julien Aksoy'un blogundan aldım.)

Bu işin altında ise, MYK Medya var. Bağımsız, tarafsız ve çok yaratıcılar. Şu aşamada bir aile izlenimi veren bu takımın babası da, yıllarca Radikal'deki teknoloji yazılarını sırf köşesindeki fotoğraftaki bakışını beğenmediğim için okumadığım Serdar Kuzuloğlu -ki Televidyon'daki Teknosohbet programının iki sunucusundan birisidir. Okumamakla hata etmişim. Bilişimi iyi bilmekle kalmayıp iyi de anlatıyor. Bay Kuzuloğlu'nun yirmi yıl sonranın Aydın Doğan'ı olacağını iddia ediyorum. Kendisi, yukarıdaki resimde ortadaki beyefendi oluyor.

İzleyiniz.

Teknoloji Dünyasından En Son Haberler

İki konu, çok kısa bahsedeceğim.

1. Televizyonunuzun Ayarlarıyla Oynayınız
YouTube'a erişim tekrar engellendi. Artık YouTube sitesine girilebiliyor, ama video oynatılamıyor sanırım. Bunu aşmanın yolu ekşi'de var. "youtube" başlığına bakın.

2. Google Chrome
Çok hafif. Çok hızlı. Denemek için kurdum, artık Firefox'un yüzüne bakmıyorum. Haliyle Firefox'taki bütün yer imlerim, RSS Feed'lerim de orada kaldı, ama şikayetçi değilim. Sanki tatile çıkmışım da, ciddi meseleleri evde bırakmışım hissi veriyor.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Sevimli Bir Aşk Hikayesi, Charles B.




Gregor Törzs'ün Tom Tailor için yaptığı kampanyanın stilleri. İzleyiniz.

Summertime And The Livin' Is Easy


(Via Brian Eno of fffound.)

Yaz dizileri başlayalı çok oldu. Bazı yaz dizilerini çok seviyorum. Bu diziler, hitap ettikleri kitle itibarı ile (tatile çıkmayan, gündüzleri alevler duvarları yalarmışçasına ısınan evinde akşam serinliğinden medet uman, fakat serin akşamlarda TV'de akranlarının bu yaz keşfedip nasıl da sevip alıştıkları Alaçatı'da tatil yapanların gösterildiği magazin programlarını izlemek zorunda kalan şehir paryaları) pek hafif olurlar. Böyle, sezon dizileri baklava veya kaymaklı ekmek kadayıfı ise, bu yaz dizileri meyve püresinden yapılmış sorbet gibidir, hafif, çok kolay sindirilen. Yazın kimsenin Yaprak Dökümü izleyip de o aile babasının hala nasıl kalp hastalığına tutulmadığını düşüneceği yoktur. Bihter ve Behlül de bu sıcaklarda spontaneous combustion sergileyecek kadar ısındığı için yazın serin bölgelere, yaylalara ve platolara çıkarılır, dinlendirilir. Bize de kala kala hafif yaz dizileri kalır.

Bir yaz dizisi yapmak isteyen yapımcı, sanırım senaryo aleminde "generic" olarak hazırlanmış halde satılan senaryolardan istifade edebilir. Sadece bir dizi ismi bulmamızı gerektirecek şekilde, önceden belirlenmiş şablonlarla hazırlanmış bu diziler kışın senaryonun bol olduğu mevsimde hazırlanır, kavanozlara basılır ve yazın yaz dizilerinde kullanılmak üzere serin ve kokusuz bir dolapta muhafaza edilir.

Yaz gelip de bir yaz dizisi yapma ihtiyacı hissedilince, iş oyuncu bulmaya gelir:
Esas Kız: Çirkin olmalıdır. Neden bilmem, hiçbir yaz dizisinde güzel kız olmaz. (Sanki kış dizisinde artık başrolü güzel kızlar mı oynuyor, ha? Canım Ailem'de Meliha, o şaşının sevgilisini oynayan gözaltı torbalarından daha güzel değil mi? Peki Melekler Korusu'ndaki çılgın yan karakter kızı ile Rojda, o ağzına ağzına vurulası başrol kızından daha alımlı değilse ne? Sağol Hümeyra, dizide o kızın ağzına ağzına vurduğun için sık sık.)

Esas Oğlan: Neşeli, muzip. Hemcinsleri arasında beğeni ve takdir toplayan, liderliği doğal olarak kabul gören. Çirkin de olsa olur. Bakınız her yaz ekranlarımızda dişilerin gözlerine pek de ziyafet verdiğini söyleyemeyeceğim Emre Kınay.

Esas Oğlanın Kankisi: Buna gavurlar "humorous sidekick" derler. Yaptığı sakarlıklar ve genel olarak sarsak duruşu, esas oğlanın imajını relatif olarak yüceltir.

Esas Oğlanın Kankisinin Sevgilisi-ya da- Esas Kızın Kankisi: Çatlak, neşeli kız. Bir türlü E.O.K ile evlenemez bu. Annesiyle yaşar, dizi mahallede geçtiği için E.O.K ile bir cinsel deneyimi olduğundan şüpheliyim. Tabii, mahallede kimsenin cinsel dürtüleri olmadığından bu tuhaf karşılanacak bir şey değildir. (Halbuki koyacaksın şöyle ateşli, tırnakların ete geçtiği, tenlerin kaynaştığı bir kaçamak sevişme sahesi E.O.K ile bu kız arasında geçen, ortam şenlenecek..)

Esas Oğlanın-veya-Esas Kızın Ailesi: Bilgedirler. Tatlı tatlı sohbet ederler sabah kahvaltıdan sonra. Hepimizin gerçek hayatta büyüklerimize danışması gibi, dizideki karakterler bilgeliğe ihtiyaç duyduklarında bunların evine gelirler. Hepimiz aynen böyle yapıyoruz, değil mi? Aferin bize.

Kötü Adam-veya-Kadın: Zengindir. E.O ve E.K'nin mutlu, fakir de olsa huzurlu hayatına kin besler. Bunun da bir kanki gibi yamağı vardır, olabilir. Muhtemelen dizinin sonuna kadar başına bir felaket gelecek, bu felaketten onu kurtaran elin E.O veya E.K olması ile imana gelip, dizinin finalinde E.O ve E.K'nin düğününde pasta yiyip limonata içecektir (Bkz. Müteahit Yunus ve Gülen Gözler). E.O.K ile E.K.K 'nin bu esnada düğün salonunun tuvaletinde birbirlerinin elbiselerini yırtarak seviştiklerini hayal etmiyoruz tabii.



(2009 yazının yaz dizisi, Geniş Aile. Okuduğumuzu Anladık Mı? Cevap Verelim. Yukarıdaki karakterleri resimdekilerle eşleştirlim. Boş vakitlerimizde de koltukta oturanlara bıyık ve sakal yapalım!)

Televizyonun bu hale geldiği zamanlarda umudumu neye bağladığımı da yarın yazacağım.

Güzel Şeyler: Melike Karakartal'ın Yazıları

Eğer bir Hürriyet Kelebek yazarının okunabilecek yazılar yazabileceğini ispat eden Melike Karakartal ile yıllar evvel, BBG evinde eski Türk filmi kadını taklidi yapan BBG Melike aynı insansa, Nil Karaibrahimgil'in "reklamdaki özgür kız"dan "müzisyen Nil"e evrilmesinin ardından gelen en başarılı imaj evrilmesi ile karşı karşıyayım.

Yazılarında zorlamadan, kendiliğinden gelmiş gibi duran başarılı popüler kültür referanslarını çok sevdiğim bu "ablanın" şu aralar popüler kültüre çok yakışan bir üsluba sahip tek köşe yazarı olduğu konusunda eminim. Eğer üslubuna sahip çıkarak yazmaya devam ederse, '80 feministleri için Duygu Asena ne ise, biz '80 sonrası gençleri için popüler kültürde Melike Karakartal o olacak.

Ama önemli olan devamlılık.

28 Temmuz 2009 Salı

You Wore A Tie Like Richard Gere






Bu şarkının 1984'te değil de 2001'de yapılmış olmasına her dinleyişimde tekrar tekrar inanamıyorum.

26 Temmuz 2009 Pazar

C'mon, Everybody Likes Warm Weather.

(Via. Resmi pek sevdiğim tişört satıcısı site threadless.com'da gezerken gördüm.)

Ülkenin yarısı sıcaktan kavrulurken diğer yarısını seller görütmesini bile anlayabiliyorum ama insanların bu sıcakta niye cayır cayır yanan güney sahillerimize gittiğini, o sahillerden birinin cayır cayır yanmakta olan bir yerlisi olarak anlayamıyorum. Çıksana arkadaşım yaylalara, Karadeniz kıyısına?

Sonra? "1 günde 1200 kişi sıcak dolayısıyla Antalya Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı". Ben SSK olsam ödemem valla, kendileri kaşınmışlar, yesinler yoğurtlarını otursunlar.

24 Temmuz 2009 Cuma

Güzel Şeyler: Corrupio

Moleskine'lerle başlayan, kullanmaya kıyamadığımız pahalı defterlerin çağı
+
Butik olana rağbet
+
Tree-huggerlığın moda olması, alışverişlerde doğa dostu olana meyil
+
Brezilyalı iki kız kardeş
+
Genç kız desenleri
=
(Via.)

Bu seferki güzel şeyleri, genelde Amerikan ablaların çeyizlik dantel vs sattıkları etsy.com'dan buldum. Kendi siteleri de var, Portekizce olan bu sitede anladığım kadarıyla istediğiniz desen kumaşla kaplanmış defter yaptırılabilirmiş. Hatta kendi sitelerinde "kız defteri gibi" olmayan defterler de var, şu çizgi romanlılar hoş, misal:

Türkiye'de olduğunu pek zannetmiyorum, custom-made yapısı itibarı ile. Kağıt kalitesini dokunarak anlayan biz defter aficionadoları (a.k.a hayatında hiç Doğan kareli defter kullanmamış gibi yapanlar) için yaprakları ellemek de pek mümkün olmuyor o zaman. Tüh.

7 Mayıs 2010 Saat 20:00'da Nerede Olacağımı Biliyorum

(Resmi, sitesinden resim kopyalamaya engel koyan imdb'den şu metodla hacıladım.)

Pepper Potts-Stark kuru temizlemeden giysileri getirmeye, düşman robotlarla savaşırken size yardım etmeye..

(resim via.)

..kahve getirmeye ve yüreğimizin derinliklerine dokunmaya (literally) yarayan bir canlıdır. Üzerine tam oturan tayyörlerin içinde sıcacık gülümseme görevini de üstlenir.

(Resim via.)

***

Gwyneth Paltrow ise depresif şarkıları çok ama çok yavaş söylemekten başka fonksiyonu olmayan bir çingenenin (adamın resmini koyup da blogumu çirkinleştirmem) eşidir.

23 Temmuz 2009 Perşembe

There's Something Missing In My Heart

..although loneliness has always been a friend of mine
i'm leaving my life in your hands
people say i'm crazy and that i am blind
risking it all in a glance
and how you got me blind is still a mystery
i can't get you out of my head
don't care what is written in your history
as long as you're here with me(./..)


(Hayır, aşık olup progressive gece şiirleri yazmaya kalkışmadım daha. Bu yukarıdaki "lame"lik abidesi mısraların burada olmasının bir sebebi var elbette. Önce uzun bir girizgah:)

Bir yüzyılın bitişi, yeni bir yüzyılın başlangıcı, en azından bu olayın bize en yakın vuku bulduğu zamanlar olan 1800'lerin ve daha sonra az biraz 1900'lerin bitiminde çok heyecanla karşılanmış, insanların fantezilerini harekete geçirmiş, bizi bilmediğimiz bu zamanlarla ilgili hayaller kurmaya teşvik eden vesileler olmuştur. Herhangi bir onyılın bitimi ve bir yüzyılın sonu arasında çok fark vardır. Onyıllar her on yılda bir düzenli olarak biterken (bunu ispatlayabilirim, inan bana) yüzyılı bitirmek, yeni bir yüzyıla girmek için önünüzde en az 99 yıl 364 gün vardır. Çok zaman, değil mi? İşte bu, yeni bir yüzyıla çok zaman olması durumu, bu çok zaman içinde çok şeyin değişeceği, en azından değişebileceği ihtimalini çağrıştırır. O yüzden yeni yüzyılla ilgili fantezi kurmak için onun eşiğinde olmanıza gerek yoktur. Uzak bir gelecekte herşey daha farklı olabilir, hissiyatı getirir yeni yüzyıl fikri, ve işte bu hissiyat onu yeni onyılın hissettirdiklerinden farklı kılar.

"Yepyeni bir rüyayla kamaşsa gözlerimiz"

Bu hissiyat, yeni yüzyıla uzun zamanlar varken "bilim-kurgu" genreını yaratmıştır. Haraketli aksamları pirinçten, kontrol düğmeleri ve topuzları (knob) pırıl pırıl kristalden mamul "The Time Machine"e bakınız: 19. yüzyılın 20. yüzyıl için hayali. Veya herşeyin gidip gidip o dahiyane üç maddelik robot anayasasıyla çözümlendiği Asimov Robotlar Diyarı: 20. yüzyıldakilerin 21. yüzyılı hayali de böyledir. Tasarlanan zamanla (heyecan verici yeni yüzyıl) şimdiki zaman arasında o kadar büyük zaman dilimi vardır ki, tasarlayıcı istediği gibi uçmakta serbesttir. Tasarım, bir şekilde gerçekleşir nasıl olsa.

"Başka bir dünyanın mümkünleri?"

Fakat yeni yüzyıl kapıya dayanmış, yeni yüzyılla eskitilmişi arasında fazla bir zaman kalmamışsa gerçekler kafaya iniverir. Değişim gelmemişse, onu bir an önce getirme tutkusu sarar bünyeyi. Değişim, değişimi arzu eden bireyden başlar. Düşünce yapısını değiştiren, ve bence kristal kontrol panelli ve dev pervaneli zaman aracı tasarlamaktan daha faydalı olan bir diğer etkisi görülür yeni yüzyılın. Sevgili okur, buna da turn of the century hissiyatı diyebiliriz. Ya da 19. yüzyılın turn of the century'sinde yaygın dilin Fransızca olması itibariyle verilen adıyla..

.. Fin de siècle.

Bu dönemde insanlara bir rahatlık gelir. Değişim, umut, boşverme, zincirlerinden kurtulma, kimine göre yozlaşma kimine göre liberalleşme, ama her halükarda çöküş hissiyle gelen yenileşme. Bunun böyle olduğunu 19. yüzyılın sonundan örneklerle kanıtlayabilirim. Yazıda Oscar Wilde, resimde Toulouse-Lautrec ve Munch hem çöküşün hem de bu çöküşten doğacak yeni bir zamanın haberini verdiler. Mimaride 1900 Paris Uluslararası Sergisi skandallarını yaratacak değişimler oldu ve Jugendstil, nihayetinde Art Nouveau bu dönemde doğdu. Politikada en karamsar tabloyu çizen anarşizm de "libertarianism" adıyla piyasaya bu dönemde çıktı. Eğlence anlayışı yarının olmayacağına olan inançtan aldığı kuvvetle çılgınlığın dibine vurdu. Böylece 19. yüzyılın sonu, heyecanlı, hem karamsar hem de umutlu bir son oldu.

Bu değişimler, sonunda yer aldığı durgun 19. yüzyıla kıyasla belirgin zıtlıklar oluşturduğundan kolayca seçilebilir; fakat 20. yüzyılın sonunda dikkat çekici bir fin de siècle durumunu hissedemememizi, 1900'lerin halihazırda çok haraketli geçmiş olmasına bağlıyorum. Ama bilemeyiz, belki gelecektekiler '90'lı yıllar hakkında benimle aynı görüşte olmazlar. Benim fikrim, 21. yüzyıl için fazla heyecanlanmamış olmamız. En büyük heyecanı bilgi-işlemciler Y2K sorunu ihtimali üzerine yaşamışlardı, onun dışında çok da beklenti yok gibiydi. Edebiyat? Resim? Tık yoktu. Geçen yüz yılda yeni bir sanat geliştirdik de onda bir heyecan mı oldu? Hayır. Müzik? Orada dur, bu yazıyı yazmamın sebebi işte bu.

Bir turn of the century görmüş, bir önceki turn of the century'nin de masallarını dinleyerek o zamanın insanlarını kıskanmış biri olarak kendimi geçiştirilmiş, aceleye getirilmiş, yeterince heyecanlandırılmamış, sanki bir yüzyıl değişikliği yaşamamış gibi hissediyorum. Fena halde bozuğum. Tıbbın ve cerrahinin o denli ilerlemesini istiyorum ki, 2090-2100 aralığını da görebileyim ve 1990-2000 aralığında yaşayamadığım, dönemin yaşatmakta yetersiz kaldığı hisleri yaşayabileyim- ve mümkünse yaşatabileyim. Çünkü '90'larda bize "yeni çağın müziği" olmaya aday müzik budur, diye tanıtılan şeyden hiç hoşnut kalmadım. Evet, dediğim gibi sanatın, politikanın, hayatın diğer alanlarında da böylesi vaatler pek yoktu, ama müzik alanında özellikle kızgınım.

Niye?

Şunun için.

Bu yazıyı yazmamın sebebi.

Heyecanlanacak bir durumun hala olmadığının göstergesi.



Backstreet Boys müziğe geri dönüyor. Hem de '90'larda kalması gereken o berbat şarkılarının bir kopyasıyla. Gerçekten, '90'ların defterini kapatıp 2090-2100 aralığına odaklanmaya bile hazırım. Ama bu kadar heyecansız zamanları, geçen yıllara kıyasla bir ayıp olarak algılıyorum. Bunun sebebinin finansal zamanlarda yaşamamız olduğunu, yapımcıların iyi işi desteklemek yerine ergen kızların parasını almak olduğunu biliyorum. Bir yüzyıl sonunu olmaması gerektiği gibi geçirdikten sonra, çok güzelmiş, bizi çok heyecanlandırmış gibi yapıp o zamanları bugüne taşımak ne demektir anlayamıyorum. Kızgınım. Şimdi bakınca kendi kızgınlığımı çok saçma ve sebepsiz bulabilirim. Ama bugün yazdıklarımın şımarık bir temper tantrum olmadığının söylenmesine ihtiyacım var.

Ve bir de güzel, yeni, şaşırtıcı ve heyecanlandırıcı vakaların olduğu zamanlarda yaşamaya. Çok ihtiyacım var.

21 Temmuz 2009 Salı

TV Teleskop


Bu akşam televizyonum şahane şeyler gösteriyor. Önce TRT'ye göre iyi denebilecek bir çeviri ile Before Sunset, şimdi de CNN Türk'te Queen'in Ukrayna konseri, vokalde Paul Rodgers. Bliss.

Vokalde FM'yi aramam bir yana, kıvırcık gene gitarını güzel çalıyor ama o kıvır kıvır hali bile uzun olan saçları bu yaşta o kuzguni siyaha çevirmek için ne kadar boya gerektiğini, bateristin bu tempoda çalmaya kaç dakika daha dayanabileceğini düşündüğümü farkettim. Olsun, yine de Queen bu.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Monosodyum Glutamat


"Kaptan Mağaraadamı'nın Asasına Benzeyen Cips" tekrar piyasada. Yummy!

..bu cips..

..bu da Kaptan Mağaraadamı. Asaya odaklanın. Bu arada, KMA'ya feci şekilde benzeyen bir arkadaşım var. Davranışları bile benziyor. Çok ciddiyim.

19 Temmuz 2009 Pazar

Happy Little Trees

Otel duvarı resmi. (Aha viadan.)


Kebapçı duvarı resmi. (Via.)


(Saykıdelik kimyasallar etkisinde yapılmış gibi. Ağaçlar da hiç mutlu görünmüyor. Via.)

Gelin itiraf edelim, sevgili okurlar. Bunların hiçbiri güzel değil. Hem saçma, hem de 5 dakikada yapıldığı çok belli. Hızlı boya yapmak marifetse memlekette ne boyacılar var, ipek gibi yapıyorlar duvarlarımızı.

"Aaa evet dağ oldu!", "Vay nasıl da mutlu çalılar kondurdu!" dedik yıllarca, ama genel neticenin (big picture!!!) pek de parlak olmadığını farkedemedik galiba? Adamın saçı bizi ipnotize etti. Hipnotize de etmiş olabilir tabii.

Kebapçı duvarlarını süsleyen Bob Ross.
Overrated.

What Ho, What Ho, What Ho!

Önce ufak bir numune:



Şimdi de güzel olan şey: Voco Clock.



Stephen Fry'ı butler olarak tutmak isteyenlerin bu gizli fantezilerini bir nebze olsun gerçekleştirmeye atılmış bir adım. Sitedeki örnekleri dinlemeden ne dediğimi anlayamazsınız!

(Resim via buradan)

Sabah en Jeeves haliyle uyandıran Stephen Fry sesi. Nefis.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Decapitate Your Mate

(Resim lucy lou'nun journalinden.)

İngiliz komedisinin devamlı bir değişim içinde olmasını, en yeni çıkan numunenin bir öncekinden farklı olduğu kadar en eski örneklere benzemesini çok seviyorum. Brüno'yu da dört gözle (literally) bekliyorum.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Volver a Sentir

Bir haftalık internet diyetinin ardından bu sabah, canım hiç istemese de internetimi açtım. Yapacak ne çok şey var, ama bunların hepsi de olmasa da olur cinsten.

Bu arada bitiremediğim kitapları bitirdim, yeni gelen kitaplarımı okumaya başladım.

Şimdilik bu kadar. Okumaya devam.

5 Temmuz 2009 Pazar

Rejim Günlüğüm


İnternet rejimimin ilk iki gününü geride bıraktığım bugün, muzaffer bir edayla bilgisayarımı açtım ve maillerime baktım. Hazır maillere bakmışken birkaç blog okudum. Şimdi tekrar gidiyorum.

Cumartesi'ye kadar,
XoXo

3 Temmuz 2009 Cuma

Al Rejimini!

Haftaya cumartesiye kadar internet kullanmayacağım. Sadece Pazartesi günü maillere bakılacak, onun dışında blog, facebook, müzik, youtube, falan yok. Şu anda karar verdim, şimdi uygulamaya başlıyorum.

Cumartesi görüşürüz!

Düzenli Okuma Alışkanlığı

(Kedili kadınlar, geleceğin kedili kadın adayları, bu resim sizin için!!! Plazada çalışan bir kadınsanız, ekranınızın yanında duran bitki çayından bir yudum içtikten ve burnunuzu tekrar sildikten -ah şu klimalar, hasta ediyor sizi- sonra, bebek sesini taklit ederek, bütün katın duyabileceği şekilde "oy oy jonuum ne jeker jeisin sen böylöö" diyebilirsiniz. Ama sadece bir kere. Sonra olağan cadı halinize geri dönünüz svp. Resim bunun gibi resimlerin çok olduğu icanhascheezburger.com'dan.)


Düzenli okuma alışkanlığımı kaybettim. Elimin altında okunması gereken kitaplar var. İki katı kadar da haftaya elime geçecek olanlar var. Bir başlasam devamı gelecek.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Güzel Şeyler: Amaral

(Resim Amaral Oficial adlı facebook grubundan.)

Michael Jackson'un öldüğü gün yazdığım yazıda, müziğin artık tüketilmesi gerekenden daha hızlı tüketildiğinden, bunun sebebinin hızlı paylaşım, müziğe ücretsiz ulaşım olduğu kadar şimdilerin müziklerinin hızlı tüketim maddesi olması planlanarak üretilmesi olduğundan bahsetmiştim.

İstisnalar var elbette.

Geçen hafta hiç beklemediğim bir yer ve zamanda karşıma çıkan bir şarkı aklımdan çıkmamıştı. Bunun ilk nedeni, mekan işletmecisinin, sanırım şarkının sözlerinde kendini bulduğundan olacak, şarkıyı loop'a almış olması ve biz kalkana kadar yaklaşık on kere, müşterilerine dinletmesi olabilir. Ama aynı şarkıyı arka arkaya on kere dinleyen benim, herhangi bir Eminem şarkısı kullanılarak yapılabilecek bu işkence deneyinden şikayetçi olmaması- hatta memnun olması- neye bağlanabilir? Ben bunu, şarkının aklımdan çıkmamasının ikinci nedenine bağlıyorum: Dinlediğim şarkı uzun zamandır istediğim herşeye sahipti. İlerleyişi güzelce ayarlamış, arka arkaya defalarca dönen nakarattan ibaret olmayan, iyi bir altyapıya ve benim iyi altyapıdan kastım olan enstrümanların şarkının kaydı esnasında kaydedilmesi özelliğine sahip olan bir şarkı. Pop rock, ama tam kararında! Ne çok sert, ne çok smooth. Vokalin sesi güzel, aklımda eski, paslı bir mikrofonun önünde, tutkulu bir canción söyleyen bir eski-zaman latin dilberini canlandırıyor..

Ve tabii, bu şarkı İspanyolca.

İngilizce ve Fransızca şarkıları duyduğum zaman Google'a koşup sözlerini aratarak istediğim şarkıyı bulabiliyorum ama mesele İspanyolca'ya gelince yaratıcılığımı kullanmak durumunda kaldım. Önce Yahoo!Answers'da güzel İspanyolca rock şarkı listeleri verenlerin önerilerine baktım. Yok. İspanyol Top25 listesindekilere baktım, orada da yok, yeni bir şarkı olamaz o zaman? Derken ekşisözlük'te "ispanyolca" yazıp arattım ve "güzel ispanyolca şarkılar" başlığına gittim. Bunları niye anlattığımı anlamıyorsanız, yıllar yılı "enigici vokkey"in ne demek olduğuna kafa yormayan nesildensiniz, ben size aşina değilim. Ama kısaca meali: İnternet harika bir şey!!!

Neticede şarkıyı buldum. Biraz önce. Bulduğumdan beri de bir on kez ben dinledim. Yine ilk dinlediğim zaman aklıma gelenler geldi aklıma.

(Resim facebook grubundan, galiba bir fan çekmiş.)

Amaral. İspanyol müzik grubu, genre'ı doğru anlamışım, yaptıkları müzik pop-rock. Güzel şehir Zaragoza'da müzik yapıyorlar, hala müzik yapıyorlar, ama yeni değiller, 1997'den beri ortalıktalar. Şarkıları solist kız ile (aslında davulcuymuş, öyle diyorlar) gitarcı oğlan yapıyor. Benim dinlediğim, aşağıda da videosunu verdiğim şarkı 2002 albümleri Estrella de Mar'dan. Estrella de mar, deniz yıldızı demek. Kırık Vals de bir başka Deniz Yıldızı albümündendi.




Bu yazı Hıncal Kulunç ve İclal Baydın havaları arasında gidip geldi, farkındayım. Yarın da gamzeli Tunak Remitçi tarzında yazarım, tam olur.

Hepsinin Uymak Zorunda Olduğu Yasalar Var.

Tarihin şu köşesine bir not düşmek istiyorum.

Bu yılın habercilik ödülünün sahibi belli oldu: Detaylı tasvirleri ile bize emoları tanıtan, bu haberi yapmak için fedakar bir şekilde yıllarca emolarla birlikte yaşadığından emin olduğumuz Yeliz Öz.

... asıl ben iyi bir çocuk olursak emoları göreceğimiz vaadini aradım bu yazıda, ama yazar bu bilgilendirici eserde onları nerede bulabileceğimizden de bahsetmiş! Quel bonheur!