G.B'nin merdivenden serbest düşüşteki T.A hızında inebildiği, güzel kızların Tofaş Serçe'yi tercih ettikleri, yola isteyenin istediğini yazabildiği yıllar.
21 Ağustos 2009 Cuma
20 Ağustos 2009 Perşembe
17 Ağustos 2009 Pazartesi
İnternet ve Ankara
İnternetsiz kaldığım iki günün ardından internet buldum. Daha önce kendimi bu konuda sınamıştım, bir hafta bilgisayarı açmama deneyi yapmıştım. Ama benim kontrolüm altında olmayan bu iki günlük yokluk, kendi istediğim bir haftalık diyetten çok daha uzun geldi.
Dün Starbucks'a gittim. Yapsam, gayet de hoşgöreceklerini bilmeme rağmen, beleşe internet otlanan adam olmamak için kahvemi aldım, sonra sıcacık Ankara yaz güneşinin altında, kahverengi karton bilezikli karton bardaktaki ateş gibi kahveyi sonuna kadar içtim. Sanki barista bana bakıyormuş da, oraya gitmemin asıl sebebinin kahve değil de internet olduğunu anlamış da ben ona "Ha-ha! Ha-ha! Bak içtim bitirdim! Beni çok yanlış tanımışsın, barista!" demek istermişim gibi, kahve sevmememe rağmen içtim kahvemi. Starbucks baristalarının ne kadar etkileyici insanlar olduklarını anlıyorsunuz değil mi? Bazen onlar için ukala diyorlar, buna çoğu zaman katılabilirim.
Sıcacık kahvemin son yudumlarında buluşmak için sözleştiğim, uzun zamandır görmediğim arkadaşım geldi ve her Ankaralının pazar günü yapmaktan en çok zevk aldığı şeyi yaptık.
Uzun bir AVM gezisi.
Ankara'da yürüyüş yapmak, veya şöyle diyelim, Ankara'da eve kapanıp kalmak istemeyenlerin gidebileceği yerlerin arasında akla en yatkını alışveriş merkezleridir. Dışarıdaki hava durumundan etkilenmez, ki kışın çok soğuk ve yazın bunaltıcı derecede sıcak olan Ankara'da bu çok önemlidir. İçerisi temizdir, temizlik görevlileri mermer zeminleri sizin için parlatırlar, krom trabzanlar her zaman parma izinden azadedir. İçerisi güvenlidir, o kadar güvenlidir ki kadınlar sokakta yaptıkları gibi, kapkaççılardan korunmak için çantalarına asılmazlar. Vitrinler renkli, sıcak, davetkardır. Güzel ürünlerle donatılmış bir dizi vitrinin önünde, gıcır gıcır mermer zeminin üzerinde yüksek topuklu ayakkabılarla salınmanın kadınlara kendilerini gerçekten de daha çekici hissettirdiğini düşünürüm. Ankara'da kadınların topuklu ayakkabı ile salınabilecekleri doğru dürüst bir kaldırım olmadığını, rahat spor ayakkabılarla dolaşırken bile tökezleyen bir erkek olarak farktmekte zorlanmıyorum. Ve bir İzmirli olarak, kadınların topuklu ayakkabı ile salınmalarını hep çok gerekli bulmuşumdur.
Ankara'nın yirmi yıl önce varomayan bu mahallesindeki alışveriş merkezinden, yine yirmi yıl önce olmayan başka bir mahallesindeki odama dönerken, Yeni Ankara'yı çok sevdiğimi, Eski Ankara'nın bana verdiği kasvet duygusunun tam tersine, Yeni Ankara dediğim kısımların bana huzur verdiğini, beni mutlu ettiğini düşündüm. Eski Ankara'nın planlamadan nasibini alabilecekken alamamış, paralelleşmekle kalmış sokaklarının aksine Yeni Ankara'nın geniş bulvarlarını, özenle şekillendirilmiş ağaçlarını tekrardan sevdim. Eski Ankara'daki evlerinden kalkıp Yeni Ankara'ya ziyarete gelenleri ve Yeni Ankara'daki yeni evlerde ikamet edip Eski Ankara'yı ziyarete gidenleri sevdim. Gri, sürprizsiz, Birinci ve İkinci Ulusal binalarla bezeli, Genç Cumhuriyet'in neler yapabileceğini ispat etme amacını taşıyan, heybetli olmak isterken naif ve nostaljik olmuş Eski Ankara'nın karşısına, nelerin mümkün olabileceğini anlatan, taze ve hareketli Yeni Ankara'yı yanyana koydum ve ikisinin bir arada, birbirlerine övgüde bulunan iki kadın gibi durduklarını gördüm. Kadınlar diğer kadınlara iltifat ederken hep bir miktar alaycı davranırlar.
Dün Starbucks'a gittim. Yapsam, gayet de hoşgöreceklerini bilmeme rağmen, beleşe internet otlanan adam olmamak için kahvemi aldım, sonra sıcacık Ankara yaz güneşinin altında, kahverengi karton bilezikli karton bardaktaki ateş gibi kahveyi sonuna kadar içtim. Sanki barista bana bakıyormuş da, oraya gitmemin asıl sebebinin kahve değil de internet olduğunu anlamış da ben ona "Ha-ha! Ha-ha! Bak içtim bitirdim! Beni çok yanlış tanımışsın, barista!" demek istermişim gibi, kahve sevmememe rağmen içtim kahvemi. Starbucks baristalarının ne kadar etkileyici insanlar olduklarını anlıyorsunuz değil mi? Bazen onlar için ukala diyorlar, buna çoğu zaman katılabilirim.
Sıcacık kahvemin son yudumlarında buluşmak için sözleştiğim, uzun zamandır görmediğim arkadaşım geldi ve her Ankaralının pazar günü yapmaktan en çok zevk aldığı şeyi yaptık.
Uzun bir AVM gezisi.
Ankara'da yürüyüş yapmak, veya şöyle diyelim, Ankara'da eve kapanıp kalmak istemeyenlerin gidebileceği yerlerin arasında akla en yatkını alışveriş merkezleridir. Dışarıdaki hava durumundan etkilenmez, ki kışın çok soğuk ve yazın bunaltıcı derecede sıcak olan Ankara'da bu çok önemlidir. İçerisi temizdir, temizlik görevlileri mermer zeminleri sizin için parlatırlar, krom trabzanlar her zaman parma izinden azadedir. İçerisi güvenlidir, o kadar güvenlidir ki kadınlar sokakta yaptıkları gibi, kapkaççılardan korunmak için çantalarına asılmazlar. Vitrinler renkli, sıcak, davetkardır. Güzel ürünlerle donatılmış bir dizi vitrinin önünde, gıcır gıcır mermer zeminin üzerinde yüksek topuklu ayakkabılarla salınmanın kadınlara kendilerini gerçekten de daha çekici hissettirdiğini düşünürüm. Ankara'da kadınların topuklu ayakkabı ile salınabilecekleri doğru dürüst bir kaldırım olmadığını, rahat spor ayakkabılarla dolaşırken bile tökezleyen bir erkek olarak farktmekte zorlanmıyorum. Ve bir İzmirli olarak, kadınların topuklu ayakkabı ile salınmalarını hep çok gerekli bulmuşumdur.
Ankara'nın yirmi yıl önce varomayan bu mahallesindeki alışveriş merkezinden, yine yirmi yıl önce olmayan başka bir mahallesindeki odama dönerken, Yeni Ankara'yı çok sevdiğimi, Eski Ankara'nın bana verdiği kasvet duygusunun tam tersine, Yeni Ankara dediğim kısımların bana huzur verdiğini, beni mutlu ettiğini düşündüm. Eski Ankara'nın planlamadan nasibini alabilecekken alamamış, paralelleşmekle kalmış sokaklarının aksine Yeni Ankara'nın geniş bulvarlarını, özenle şekillendirilmiş ağaçlarını tekrardan sevdim. Eski Ankara'daki evlerinden kalkıp Yeni Ankara'ya ziyarete gelenleri ve Yeni Ankara'daki yeni evlerde ikamet edip Eski Ankara'yı ziyarete gidenleri sevdim. Gri, sürprizsiz, Birinci ve İkinci Ulusal binalarla bezeli, Genç Cumhuriyet'in neler yapabileceğini ispat etme amacını taşıyan, heybetli olmak isterken naif ve nostaljik olmuş Eski Ankara'nın karşısına, nelerin mümkün olabileceğini anlatan, taze ve hareketli Yeni Ankara'yı yanyana koydum ve ikisinin bir arada, birbirlerine övgüde bulunan iki kadın gibi durduklarını gördüm. Kadınlar diğer kadınlara iltifat ederken hep bir miktar alaycı davranırlar.
Yürü Aslanım, Yürü Koçum Çok Seviyoruz Seni
(Via.)Ayıbın ve düşüncesizliğin "cesaret, asilik, sürüden ayrılmak, (hele hele) fırlama olmak" örtüsü altında sunulmasından çok, "yeaa, o böyle yeaa, biz onu çokk seviyoruz. bkz:fırlamaların daha iyi sevişmesi" gibi saflıkla karşılanması, bana annemin öğütlerinin (bkz: karşındakini kırmamaya özen göstermek, bkz: konuşmadan önce biraz düşünmek, bkz: düşünceli ve incelikli davranmak) günümüzde geçerli olmadığını düşündürüyor. Ben annemin dediklerini her zaman uygulamıyorum, ama bu kaidelere uygun ilişkiler kurmaya çabalamanın bile insanı hanım evladı veya sünepe olarak etiketlendirilmek için yeterli koşul olmadığı zamanları özlüyorum. Ulusal kanallarda günümüzün davranış etiketi olarak gözümüze sokulan davranışları beğenmek zorunda da hissetmiyorum.
16 Ağustos 2009 Pazar
Ankara When It Sizzles
İnternetsizlm. İnteenetlerim gelince The IT Crowd'un ne şahane, ne kadar Monty Pythonesk olduğundan bahsetmek istiyorum
(bu yazı starbucks tarafından desteklenmiştir)
(bu yazı starbucks tarafından desteklenmiştir)
12 Ağustos 2009 Çarşamba
Merhaba!

"...aylardan beri muhafaza altında, karakol gibi, koğuş gibi yerlerde yatmıştım. ama artık her gün jandarmaya gözükmek ve köyden çıkmamak koşuluyla özgür olabilecektim. hemen kutu gibi, beyaz badanalı bir ev kiraladım. evin solunda bir avlusu vardı. sokaktan avluya, avludan da eve giriliyordu.
"avlunun tabanı kayrak taşlarıyla döşeliydi. sokağa açılan kapısının tam karşısında denize açılan bir kapısı daha vardı. evin avluya açılan kapısının yanıbaşında, bel boyu duvar bilezikle çevrili bir de kuyusu vardı. avluya girdim, sokak kapısını kapadım. avludan denize açılan kapıyı açtım.
"heyyy! açılan kapı, birdenbire gözlerime ve gönlüme açık denizleri, kıyı ve adaları verdi. batı göğünde, günün ufka veda edişi, turuncu ve kıpkızıl çizgiler çekmişti. onların üstünde bodrum kalesi kapkara bir siluet kesinliğinde yükseliyordu. kıyıda beyaz evler pembeleşmiş, denizin mavisi de koyu menekşe olmuştu. dalgalar eve doğru gelirken, tepeleriyle güneşin son ışığını kapıyorlar, uçlarından kırmızı kırmızı kıvılcımlar savurarak, kapının iki adını ötesini pembe köpükleriyle yalıyorlardı. köpükle kapı arasında, kum ve gümüş teller gibi parıldayan kuru yosunlar vardı.
çocukluktan beri ilk defa çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlayarak kapıya dizüstü düştüm. şiddetle hayret ettim, içimde hayranlık! gönül açıklığı! şükran! kıyamet kopuyor. parmaklarımı yosunlara, kumlara daldırdım. güzel dünyanın kumlarını, deniz çakıllarını, yosunlarını, sanki inci, pır-lantaymışlar gibi yüzüme gözüme sürdüm, üstüme başıma avuç avuç akıttım. o deniz o adalar güzellikte en aşırı hayalin cennet diye göz önüne getirilebileceğinden bir kat daha güzeldi. hele o berrak gök, uzaklıklarda ne uysaldı! denizi, asma yapraklarının fısıltısını duyuyordum. burada ölmeyecek kadar kuru ekmek ve suyla yaşamak mutluluğunu özlüyordum.
dizüstü düşmek, bir çeşit fırlamak, havalanmaktır. babıali yokuşu'nun boyunduruğuna vurulmuş olan cevat, boş bir kalıp olarak yerde yığıladururken, onun ortasında -içinde sanki bir milyar kuş sevinçle cıvıldaşarak- halikarnas balıkçısı irkilip, dikilmeye koyuluyordu. yerde bir kalıp kalıyordu. onun içinden başka bir insan kalkıyordu. üsküdar'dan altı ay önce ayrılmıştım. oysaki yalan! yerden kalkan, 'balıkçı', üsküdar'dan binlerce yıl önce ayrılmıştı!... üsküdar çarşısından omuzları çökük olarak geçen adamdan, ta o kadar uzaktı ki. oydu, ama tepeden tırnağa yepyeni."
11 Ağustos 2009 Salı
Mujeres:Kelly Reilly
(Via.)Kelly Reilly'yi ilk defa, benim jenerasyonumu Erasmus değişim programına katılmak için gaza getirme amacıyla Avrupa Birliği fonlarıyla hazırlanan L'auberge Espagnol filminde görmüştüm. Çilli, kızıl saçlı bir İngiliz kızı olarak pek de albenisi olmayan ama sevimli bir ablamız olarak akıllarda yer edinmişti. Daha sonra Pride and Prejudice'te evin muhtelif kızından biri rolünde görünce pek sevinmiştim kız doğru dürüst filmlere de çıkıyor diye. Hele daha sonra Judi Dench ile başrol oynadığı Mrs. Henderson Presents'i izleyince ve Dame Judi'nin yanında hiç de sırıtmadığını görünce, bu kızın oyunculuğunun iyi olduğunun tasdiklendiğini düşündüm.

(Via.)
Bu yılın sonunda beklediğimiz bir güzel Robert Downey, Jr filmi daha olan Sherlock Holmes'ta da olacakmış. Filmin yönetmeni Guy Ritchie. Kelly'nin Guy Ritchie'nin Madonna'dan sonraki sevgilisi olduğu söylendiği düşünülünce, onu daha çok filmde görecekmişiz gibime geliyor. Görelim, isteriz.
Tatlı olarak, Mrs. Henderson Presents'ten Kelly Reilly'li bir kuple. Klasik bir şarkı, hiç sevemediğim Will Young'un sesine de pek yakışmış. Hem içinde Judi Dench de var bak.
10 Ağustos 2009 Pazartesi
S.W.P.L
"Much like virtually everything else that white people like, these notebooks are considerably more expensive yet provide no additional functionality over regular notebooks that cost a dollar. Thankfully, since white people only keep their most original and creative ideas in the Moleskine, many of them will only be required to purchase one per lifetime"
Buraya bu kadar defter ahkamı kesmişken, listenin moleskine defterler için yazdıklarının (yazının girişinde de bir kuple görmektesiniz) linkini vermezsem eksik kalırdım.
8 Ağustos 2009 Cumartesi
7 Ağustos 2009 Cuma
Beyaz Plastik Sandalye

Onu beğenmeyen beğenmesin, ben beyaz plastik sandalyeyi çok seviyorum. Bir kere her yerde bulunabiliyor. Koçtaş'tan, yazlık beldelerimizin yazlıkçıları kazıklamaya ahdetmiş bahçe mobilyası satış ofislerinden, tüpçüden bile alabilirsiniz. Bakım istemiyor, yağmurda da kalsa, güneşte de dursa ilk günkü gibi beyaz ve şık ve sağlam. Belki biraz yıkama ister, ama yine de çürümüş ahşap sandalyelerdeki kırılıp bir tarafa batma korkusunu, çıkmış çivilere gelip tetanoz olma neşesini yaşatmıyor. Düz beyaz dediysek plain vanilla demedik, istediğimiz gibi özelleştirmeye de açık. Rengarenk yastıklar, arkalıklı-arkalıksız minderler hep onun için tasarlanmış, biçilmiş, dikilmiş, alınıp güzelim beyazın üzerine konmayı bekliyor. En güzeli de ne biliyor musunuz, bu sandalyeler standart boyutta üretildiğinden aldığınız minder de tam oturuyor! Sonra da siz oturuyorsunuz sandalyenin üzerine. Rahat bir biçimde. Rahatlığından eminiz, çünkü akıllı endüstriyel tasarım mühendisleri, ergonomi bilgilerini konuşturmuşlar bu sandalyeleri yaparken. Hidayet Türkoğlu veya bir cüce olmadıktan sonra üzerinde rahat etmemek mümkün değil.
Ve küçük işletmelerin gönlünü fetheden özellik: Çok ucuzlar. Bir de kaldırmak gerektiğinde üstüste istifleyip yatağımızın altına bile kaldırabiliyoruz. Nefis.
Ama bunu beğenmeyen var. Neymiş, sakilmiş. Neymiş, göz zevkimizi bozuyormuş. Bunu söyleyenlerin evi acaba hangi üsluba göre tasarlanmış? Acaba hangi tasarımcının tasarladığı sandalyelere mabedlerini korkmadan bırakıp rahatça (anahtar kelime bu, "rahatça") dinlenebiliyorlar? Bu insanlar yüzünden İzmir Kordonbouyu'nda birkaç yıl evvel bir "beyaz plastik sandalye kıyımı" yaşandığını, biliyor muydunuz? Artık Kordonboyu'nda tek bir BPS yok. İsteyince gazeteye sarıp veriyorlar. Hayır, cidden yok. Canım manzarayı tuhaf demirdöküm sandalyeler kıçınıza batarken izlemek zorunda kalmanız bir yana, üzerinde oturan canım İzmir kızlarının da popoları düzleşiyor.
Beyaz plastik sandalyeye karşı olanları, kafamdaki kalıba daha uygun düşmeleri için, çalıştıkları plaza ortamından emekliye ayrılarak küçük bir Ege kasabasında organik lavanta tarımı yapmaya, "şehir kaçkınları"na (a.k.a enayi Istanbullular) kazık fiyatta oda, kahvaltı, kahvaltıda köy reçeli ve otantik köy ekmeği vermek üzere butik otel işletmeye, saçlarını kısa kestirip kızıla boyadıktan sonra kırmızı kemik çerçeveli gözlük takmaya ve yaz-kış şal taşımaya (giymeye?) davet ediyorum.
2 Ağustos 2009 Pazar
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





