
Onu beğenmeyen beğenmesin, ben beyaz plastik sandalyeyi çok seviyorum. Bir kere her yerde bulunabiliyor. Koçtaş'tan, yazlık beldelerimizin yazlıkçıları kazıklamaya ahdetmiş bahçe mobilyası satış ofislerinden, tüpçüden bile alabilirsiniz. Bakım istemiyor, yağmurda da kalsa, güneşte de dursa ilk günkü gibi beyaz ve şık ve sağlam. Belki biraz yıkama ister, ama yine de çürümüş ahşap sandalyelerdeki kırılıp bir tarafa batma korkusunu, çıkmış çivilere gelip tetanoz olma neşesini yaşatmıyor. Düz beyaz dediysek plain vanilla demedik, istediğimiz gibi özelleştirmeye de açık. Rengarenk yastıklar, arkalıklı-arkalıksız minderler hep onun için tasarlanmış, biçilmiş, dikilmiş, alınıp güzelim beyazın üzerine konmayı bekliyor. En güzeli de ne biliyor musunuz, bu sandalyeler standart boyutta üretildiğinden aldığınız minder de tam oturuyor! Sonra da siz oturuyorsunuz sandalyenin üzerine. Rahat bir biçimde. Rahatlığından eminiz, çünkü akıllı endüstriyel tasarım mühendisleri, ergonomi bilgilerini konuşturmuşlar bu sandalyeleri yaparken. Hidayet Türkoğlu veya bir cüce olmadıktan sonra üzerinde rahat etmemek mümkün değil.
Ve küçük işletmelerin gönlünü fetheden özellik: Çok ucuzlar. Bir de kaldırmak gerektiğinde üstüste istifleyip yatağımızın altına bile kaldırabiliyoruz. Nefis.
Ama bunu beğenmeyen var. Neymiş, sakilmiş. Neymiş, göz zevkimizi bozuyormuş. Bunu söyleyenlerin evi acaba hangi üsluba göre tasarlanmış? Acaba hangi tasarımcının tasarladığı sandalyelere mabedlerini korkmadan bırakıp rahatça (anahtar kelime bu, "rahatça") dinlenebiliyorlar? Bu insanlar yüzünden İzmir Kordonbouyu'nda birkaç yıl evvel bir "beyaz plastik sandalye kıyımı" yaşandığını, biliyor muydunuz? Artık Kordonboyu'nda tek bir BPS yok. İsteyince gazeteye sarıp veriyorlar. Hayır, cidden yok. Canım manzarayı tuhaf demirdöküm sandalyeler kıçınıza batarken izlemek zorunda kalmanız bir yana, üzerinde oturan canım İzmir kızlarının da popoları düzleşiyor.
Beyaz plastik sandalyeye karşı olanları, kafamdaki kalıba daha uygun düşmeleri için, çalıştıkları plaza ortamından emekliye ayrılarak küçük bir Ege kasabasında organik lavanta tarımı yapmaya, "şehir kaçkınları"na (a.k.a enayi Istanbullular) kazık fiyatta oda, kahvaltı, kahvaltıda köy reçeli ve otantik köy ekmeği vermek üzere butik otel işletmeye, saçlarını kısa kestirip kızıla boyadıktan sonra kırmızı kemik çerçeveli gözlük takmaya ve yaz-kış şal taşımaya (giymeye?) davet ediyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder