İnternetsiz kaldığım iki günün ardından internet buldum. Daha önce kendimi bu konuda sınamıştım, bir hafta bilgisayarı açmama deneyi yapmıştım. Ama benim kontrolüm altında olmayan bu iki günlük yokluk, kendi istediğim bir haftalık diyetten çok daha uzun geldi.
Dün Starbucks'a gittim. Yapsam, gayet de hoşgöreceklerini bilmeme rağmen, beleşe internet otlanan adam olmamak için kahvemi aldım, sonra sıcacık Ankara yaz güneşinin altında, kahverengi karton bilezikli karton bardaktaki ateş gibi kahveyi sonuna kadar içtim. Sanki barista bana bakıyormuş da, oraya gitmemin asıl sebebinin kahve değil de internet olduğunu anlamış da ben ona "Ha-ha! Ha-ha! Bak içtim bitirdim! Beni çok yanlış tanımışsın, barista!" demek istermişim gibi, kahve sevmememe rağmen içtim kahvemi. Starbucks baristalarının ne kadar etkileyici insanlar olduklarını anlıyorsunuz değil mi? Bazen onlar için ukala diyorlar, buna çoğu zaman katılabilirim.
Sıcacık kahvemin son yudumlarında buluşmak için sözleştiğim, uzun zamandır görmediğim arkadaşım geldi ve her Ankaralının pazar günü yapmaktan en çok zevk aldığı şeyi yaptık.
Uzun bir AVM gezisi.
Ankara'da yürüyüş yapmak, veya şöyle diyelim, Ankara'da eve kapanıp kalmak istemeyenlerin gidebileceği yerlerin arasında akla en yatkını alışveriş merkezleridir. Dışarıdaki hava durumundan etkilenmez, ki kışın çok soğuk ve yazın bunaltıcı derecede sıcak olan Ankara'da bu çok önemlidir. İçerisi temizdir, temizlik görevlileri mermer zeminleri sizin için parlatırlar, krom trabzanlar her zaman parma izinden azadedir. İçerisi güvenlidir, o kadar güvenlidir ki kadınlar sokakta yaptıkları gibi, kapkaççılardan korunmak için çantalarına asılmazlar. Vitrinler renkli, sıcak, davetkardır. Güzel ürünlerle donatılmış bir dizi vitrinin önünde, gıcır gıcır mermer zeminin üzerinde yüksek topuklu ayakkabılarla salınmanın kadınlara kendilerini gerçekten de daha çekici hissettirdiğini düşünürüm. Ankara'da kadınların topuklu ayakkabı ile salınabilecekleri doğru dürüst bir kaldırım olmadığını, rahat spor ayakkabılarla dolaşırken bile tökezleyen bir erkek olarak farktmekte zorlanmıyorum. Ve bir İzmirli olarak, kadınların topuklu ayakkabı ile salınmalarını hep çok gerekli bulmuşumdur.
Ankara'nın yirmi yıl önce varomayan bu mahallesindeki alışveriş merkezinden, yine yirmi yıl önce olmayan başka bir mahallesindeki odama dönerken, Yeni Ankara'yı çok sevdiğimi, Eski Ankara'nın bana verdiği kasvet duygusunun tam tersine, Yeni Ankara dediğim kısımların bana huzur verdiğini, beni mutlu ettiğini düşündüm. Eski Ankara'nın planlamadan nasibini alabilecekken alamamış, paralelleşmekle kalmış sokaklarının aksine Yeni Ankara'nın geniş bulvarlarını, özenle şekillendirilmiş ağaçlarını tekrardan sevdim. Eski Ankara'daki evlerinden kalkıp Yeni Ankara'ya ziyarete gelenleri ve Yeni Ankara'daki yeni evlerde ikamet edip Eski Ankara'yı ziyarete gidenleri sevdim. Gri, sürprizsiz, Birinci ve İkinci Ulusal binalarla bezeli, Genç Cumhuriyet'in neler yapabileceğini ispat etme amacını taşıyan, heybetli olmak isterken naif ve nostaljik olmuş Eski Ankara'nın karşısına, nelerin mümkün olabileceğini anlatan, taze ve hareketli Yeni Ankara'yı yanyana koydum ve ikisinin bir arada, birbirlerine övgüde bulunan iki kadın gibi durduklarını gördüm. Kadınlar diğer kadınlara iltifat ederken hep bir miktar alaycı davranırlar.
17 Ağustos 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum:
işte bir başka ankara yazısı... leziz yemekleri ve sinema keyfini de atlamamak lazım
Doğru, doğru.
Yorum Gönder